Künye Yaşam Resmi İlanlar Rss Siteme Ekle İletişim
GÜNDEM 1. SAYFA VİDEO-HABER EKONOMİ SPOR EĞİTİM KÜLTÜR SANAT TEKNOLOJİ KADIN AİLE YEREL SERİ İLANLAR
Ana Sayfa > KÜLTÜR SANAT > İnsanlığa Verimli Olabilecek Konular Seçilmeli!
İnsanlığa Verimli Olabilecek Konular Seçilmeli!
Marmara Medya Grubu olarak Türkiye’nin genç yazarlarından aynı zamanda bizimde köşe yazarlarımızdan olan Eda Bildek ile yazım dünyası hakkında konuştuk. ...
24-02-2015 16:29
KÜLTÜR SANAT
0 Yorum
891 Okunma
Haberi Yazdır

Yazanların yaşadığı zorluklar hakkında, Kitapların dünyası ve yayınevlerinden hemen hemen her gün çıkan binlerce kitaba dair eğrisiyle doğrusuyla sıcak bir sohbet gerçekleştirdik.Yaptığımız bu röportajla Bandırmada kültüre,sanata ve edebiyata meraklı okuyucularımızın bilgilenmesine bir nebzede bizim katkımız olmuşsa ne mutlu diyoruz.

Eda Bildek kimdir? Bir yazar olarak sizin kelimelerinizle okuyucularımız sizi daha yakından tanımak istiyorlar.Yaşam Gazetesine Eda Bildek’i anlatır mısınız?

Sekiz yaşıma kadarki hayatım bir ailenin ilk kızı, ilk torunu ve dedesine âşık, meraklı, konuşkan, soru sormayı seven ve gördüğü yüzleri unutmayan, yaşadığı olayları tüm ayrıntıları ile aklında tutabilen bir çocukluktan ibaretti. Annemden ilk 4 yaşında öğrendiğim duayı hatırlıyorum, uyumadan önce yapmayı unutmadığım dua… Bu yüzden annem en çok duadır hatıramda.

Dedemi, elinde hep yazarken, okurken, anlatırken gördüğümden olsa gerek ona olan sevgim beni satırlara yöneltmişti. Sevgiyi anlatabilmenin en iyi yolu olarak görüyordum kelamı. Yahut Yaratıcı benim kaderimde misyonumu yazan olarak belirlediğinden olsa gerek dedemdeki bu vasfa yoğunlaşmamı sağlıyordu. Ve babam, her zaman güçlü, zor anlarda dik kalabilen yanıyla kazınıyordu hafızama.

Şimdi neden anlatıyor, diyeceksiniz bunları çünkü her yazanın fıtratı üslubu ve duruşundadır. Bu üslup ve fıtratı da özünde bilmeden de olsa geliştiren kişiler vardır. Benim özümde babamın liderliği ve zorluklar karşısındaki dik duruşu, annemin merhamet ve dua ile bütünleşen teslim yapısı ve dedemin araştıran, öğreten yanı temel yapıtaşımdır. Sekiz yaşımdan itibaren ise tamamen yazmak ile okumak arasında bir dünyayım. Yani tam olarak 19 yıldır hiç aksatmadan yaptığım ve yaparken keyif aldığım, beni tanıyan herkesin benle bütünleştirdiği özelliktir edebiyat.

Ben kendimi idrak ettiğim andan itibaren yaşamak ve kendi varlığımla bütünleşmek için kendime kitaplardan, kelamdan bir dünya inşa etmişim. Bu kaderim olduğu kadar, yaratıcının bizimle kelam yolu ile bağ kurmasına hayranlığımdan da kaynaklandığına inanıyorum.

Kimse kimsenin yaralarını, rüyalarını, sancılarını ve tüm hayatını tam olarak bilmez. Bu yüzden biraz daha haddimizi bilerek insanlar hakkında yorum yapmayı öğrenmeli, onları anlamayı hayat felsefesi haline getirmeliyiz. Beni de bilemezler ama kendime dair söyleyeceğim bir şey varsa tüm yazdıklarım benden, hayatımdan, düşüncelerimden izler taşıyor. Hissetmediğim hiçbir şeyi yazmam, arkasında duramayacağım hiçbir yazının altına da imza atmam. Mor ve yeşil karışımı bir göğün, yağmura sevdalı kâtibesiyim belki de.

Toprağım kelam, kalemim özgürlüğüm…  Birileri çıkmışsa hayatımdan muhakkak mukaddes değerlerime dokunmuştur yahut kalbime ihanet etmiştir yoksa asla kimseye ardımı dönmem. Bu satırları okuyan herkes bilsin ki ben kimseyi kimliğinden dolayı değil, yüreğinden dolayı muhatap alır, yine yüreğime ters düştükleri için yüreğimi kapatırım. Uzun bir cevap oldu ama ben, kendi ile yarışan; başkaları ile sevgiye dair yoldaşlık eden biri olmaya çabalıyorum. Bunun aksi büyük bir zehirdir, başkası ile yarışmak kalbe ihanettir.

Kitaplarınızdan biraz bahsedersek en çok hangisini seviyorsunuz?

On parmağınızın hangisi koparsa elinizden aynı acıyı hissedersiniz. Ve hepsi bir aradayken daha kuvvetli işlev görürler. Yazdığım kitapların hangisi zayi olursa, anlaşılmazsa, haksız muamele görürse aynı oranda kalbim sızlar. Ve hepsini sıralaması ile okuyabilen okurlar ancak tam olarak beni anlar. Çünkü ben tüm kitaplarımın konu seçimlerini, kurgularını aslında okurlar ya da yayınevleri şuan fark etmese de  (Fark etmiş olanları tenzih ediyorum) birbiri ile bağlıyorum. Bunun yıllar sonra anlaşılacağını ummuyorum, biliyorum.

 İlk yazdığım kitap efendimizin hayatı olması ve bana kattığı güç açısından diğer kitaplarımın önderi, kalbim ne zaman incinse ona sığınıyor, ondan kuvvet alıyor. Şuan son kitabım olarak bilinen Morrüya konusu bakımından benden önce herhangi bir yazanın roman türünde yazmış olmadığı bir konu olması, diğer kitaplarımdaki rüya kapısını bu kitapta tamamen analiz etme olanağı yaşadığım ve diğerlerine nazaran bu kitapta iki dönem tekniğini kullandığım için benim yanımda çok başka bir yeri var.

Morrüya, benim diyet ödediğim bir kitap… O yüzden her zaman kalbimin ona biraz daha şefkat gösterdiğini söyleyebilirim…  Demem o ki her biri birbirinin elini tutan ve birbirinden faydalanan kitaplarım, benim bir parçam. Hepsi kalbimin ürünü, birini ötekinden nasıl fazla sevebiliyorum.

Bir yazarda olması gereken vasıflar sizce nelerdir?

Yazan da çok fazla bir şey olmasına gerek yok, biraz zekâ bir parça bilgi, bir de okuma-yazma kabiliyeti… Lakin yazar olmak için önce ruh olması gerekir… Hani şu et ve kemikten oluşan varlığımızın içerisinde olan, bizi biz yapan ölümsüz yanımız… İşte onun derin, uçuk, aykırı, kendine özgü, olgunlaşmış olması gerekir. O varsa ve yaratıcı sizin ruhunuza yazma vasfını kattıysa sizin durağınız KELAM olacaktır.

Bugün hiç şüphesiz Akif, Yahya, Nazım, Fazıl, Peyami gibi üstadlar yaşasaydı ne yayın sektörüne ne de yazar yığınına bakınca tebessüm etmeyecek aksine kederleneceklerdir. Zira buna rağmen bunca teknolojinin gelişmiş, geçmişe oranla bugün daha fazla eser yayınlanabiliyor olmasından, gerçek yazar mayası taşıyan kişilerin durmadan kaleme ruhlarını enjekte ederek yazmaktan vazgeçmeyişlerinden dolayı da umut dolu olacaklardır.

Yazmak kalem tutmak, her şey hakkında konuşmak, diploma sahibi olmak, zengin olmak, güzel olmak, konu başlıkları vererek kelimeleri yan yana getirmek değildir. Öncelikle herkes bunu bilmeli, bir başkasına yazdırılan metinler sizi yazar yapmaz! Tek cümlelerle gençliğe hiçbir katkısı olmayan duyguları öne sürerek oluşturduğumuz bomboş eserleri reklamlarla şişirip yüz binler satmış olmak da sizi yazar yapmaz. Bunları satan, piyasaya süren, basan kişiler de asla Yayıncı olamaz. Bu iki kapak arasına sıkıştırılmış çalışmaları okuyarak Edebiyata katkı sağladığını sanan, kitap okuyorum diyen kişiler de maalesef üzülerek söylüyorum kitap okuru değiller.

Yazar da olması gereken şeyler şunlar: Evrenin içerisinde soyut ve somut olan her ne varsa onlara beynin içindeki üçüncü gözle bakabilme kabiliyeti;

Sürekli okuma, kendini tenkit etme, istikrarlı bir şekilde yazma isteği;

Okura sunacağı eseri hazırlarken bilgi ile duyguyu harmanlama kabiliyeti;

Anlaşılır olmak için düz bilindik cümle kurma kolaylığına kaçmama azmi;

Okur cümlesini okurken yazarın gözlerinde canlandırabilmeli yani tasvir gücü;

Okuru düşünmeye sevk etme bilinci yani yazarın söylediğine hemen almak değil, ‘Hayret duyma, sorgulama, düşünme’ yönlendirişi;

Tutku, İştiyak, hitabet, yaşamadığını yaşamışçasına derinden anlatma kabiliyeti…

Bir de haddini bilmek, bunlar varsa onun yolu her zaman açıktır, kim ne derse desin!

Edebiyat alanında yaşadığınız zorluklar oldu mu? Bunlarla baş etmeyi öğrenmek için ne önerirsiniz?

Kesinlikle oldu, hatta o kadar fazla oldu ki artık bunlardan söz etmeye bile sabrım, tahammülüm kalmadı.  Yayın sektöründe çok laf, boş laf demektir! Yazar-yayıncı camiasında kendine yer edinmek isteyen yazar adayı kalkanını zırhlanarak bu sektöre adım atmalıdır. En çok yüzünüze gülen ve dost görünen, iltifat edenler başta olmak üzere herkese karşı temkinli olmak gerekir. Çok fazla iş yapılan kişilerle dostluk kurulmaya çalışılmamalı, benim tavsiyem asla emeğinizin karşılığını almadığınız bir iş yapmamaları. Bunları söyledikten sonra;

Kuvvetli bir sabır,

Zorluklara ve olumsuzluklara karşı tahammül,

Derin bir anlayış

Ve ne olursa olsun dik duruş!

Yeniden çocuk olsam diyoruz. Nasıl bir büyük olurdunuz? Yine aynı mesleği seçer miydiniz?

Evet, kesinlikle yine aynı Eda olurdum. Yeniden başa dönseydiniz, siz yine aynı fıtratta yaratılmış olurdunuz.  Yine aynı zorluklarla sınanır, aynı insanlarla karşılaşırdınız. Aynı kalp aynı fikir dünyası olduğu sürece yolculuğunuz değişmez. Ne olursak olalım, en iyisi olmalıyız! Başa dönmek yerine, bundan sonrası için sımsıkı tutunalım yüreklerimize ve hedeflerimize! Bu hayat sizin hayatınız, başkaları için heder etmeyin!

Yazmak için ne gerekli?

Yazarlık günümüzde yıpratılmış bir sanat alanı da olsa çok büyük bir meziyettir. Kelam, büyük bir feryattır. Çığlıklarınız kimsenin ölümüne neden olmaz, mal ve can güvenliğine zarar vermez. Ama vurucu etkisi vardır. Düşünün, Allah bizlerle resim çizerek, heykel yaparak ya da diğer sanat alanları ile de irtibat kurabilirdi. Oysa o kelamı tercih etti. Mukaddes kitaplar yazdı ve bu kitapları peygamberler tayin ederek bizlere ulaştırdı. Yine bizlere verdiği ömürlerin tutanağını melekler aracılığı ile yazdırıyor. Hepimizin bir amel defteri var. Her şeyin yok olduğu evrende yazdıklarınızla fikirleriniz, duygularınız, yaşadıklarınız asırları aşıp kıyamete kadar var olacak ve insanlara ulaşacak. Bu çok büyük bir nimet, kuvvetli bir yetenek, inanılmaz bir armağan. Ve maalesef günümüzde sömürülen bir alan… Okuma, yazma öğrenen her insanın bir meziyet sahibi olduklarını ispat için kendilerine en kolay seçtikleri alan. Bu durum gerçek yeteneklerin, Allah’ın özel olarak bu yeteneği seçtiği kişilerin bu yolda yürümelerinde yıpranmalarını sağlayan bir durum… Yine de hiç şüphesiz yazarlık derin bir umman. Yazmak için tutku, aşk, ruh olgunluğu gerek ve hiç durmadan çalışma, araştırma, yeniyi bulma arzusu…

Türkiye’de sizce okuma oranı ve okuma kalitesi hangi seviye aralığında yer alıyor?

Türkiye’de okuma oranı çok düşük, ne okumalıyız bilinci ise daha da düşük… Yine de çeşitli kampanyalar, reklamlar, fuarlarla eskiye nazaran daha çok kitapların konuşulduğu bir dönemde yaşıyoruz. Kalitenin olduğunu söyleyemem çağımızda ama çok değerli üstadların olduğunu ve yeni kalemler arasında olan kesimin içinde de şuan tam olarak değerleri idrak edilmese de umut vaat eden,  Edebiyat için yarınların kıymet bileceğine inandığım çalışmaların sahibi kalemler var.

Hayalindeki kapak nedir?

Bu yazdığınız esere, döneme göre değişir. Standart bir hayal olamaz.  Bir de kitabı yazarken yazar cümleler arasında dans eder, kişiler, mekânlar onun kalbine dokunur ve o anda yazarın aklında ve ruhunda el ele vermiş doneler ayaklanır. Eğer kıymetinizi bilmeye niyet eden bir yayınevi ile çalışıyorsanız hayalinizi önemse ve aşk ile tasarım yapan bir grafikere denk gelirseniz sizi şaşırtır ama bu çok fazla olan bir durum değildir. Fikir verdiğiniz de saygısızlık görme oranınızın yükseldiğine ne yazık ki bir yazar olarak tanık olduğum anlar oldu. Yazarın el üzerinde tutulması gerekirken incitilip, yaralanmasına neden olan bir sistemin içerisinde kalemimize tutunuyoruz…

Son çıkan kitabınız Morrüya’yı bize anlatır mısınız? Konusu nasıl ortaya çıktı?

Bir kitap yazdığımı sanıp da kitabın sonunda kitabın beni yazdığını anlamanın şaşkınlığı içerisindeyim. Benim için mor rüya milat. Işığı bulan kalbin aydınlığa seranatı, yıllarca susuz kalmış bedevinin suya kavuştuğu anın rahmeti, bir yanı ile uçurum öte yani ile ateş… Ama ne uçurum ne ateş korkutmuyor yazanı ille de rüya diyor, sanki yazmasa ölecek, yazdığı an ölse de ebedi yaşayacakmış gibi…

Ismarlama bir kitap asla değil, yönetimi benim elimde hiç olmadı… Kelimeler bana hükmetti, diz çöktürdü. Rüyalarım rehber oldu, ötelerin sesini işittim. Aslında bu kitap içinde üç dünya taşıyor… Rüyanın rüyası, Helen’in rüyası ve yazanın rüyası… Ve bir kadın için üç kadının kalbi çok ağır oluyor. Bu yüzden bu kitap Aişe’nin nazından, Züleyha’nın tutkusundan, Hatice’nin vefasından nasiplenmiş bir kadının beklentisiz aşkını satırlara sığdırıyor. Kendi hayatını yaşayan ve sırlarını çözmek isteyen Rüya’yı, asırlar öncesinden Helen yakalıyor. Benim yangınımın sırrını çözmeden kendine kapı aralayamazsın diyor…

Rüya kendi yağmuru ile Helen’in ateşi arasında gidip gelirken Nil’e kapılıp gidiyor. Ve yazan bir yanı Rahmet yağmurları öte yanı hikmet yangını arasında MOR RÜYA’nın bahtına kapılıp gidiyor. Yazanın bahtında artık yağmur ve yangın var… Rüyaların mesajlarına, inanmanın menzilindeki aydınlığına ve hiçbir şeyin sebepsiz olmadığının en büyük ispatı bu kıssa… Neresinden tutulursa tutulsun yanılır ve hangi isme dokunulursa dokunulsun Rabbe varmak için bedel ödemek gerektiği anlaşılır… Aslı Morrüya biraz da nasip işi, her okur tam olarak idrak edemez ama edenlerin ömrüne, kalbine muhakkak bir şeyler dokunacak.. Yazmaya karar verdiğim de elimde tek neden kıssaydı. Mağarada asırlarca uyumak ve sonra başka bir asra uyanmak… Rüyaların dili olduğuna, ölümden sonra hayata ve her zulme rağmen bildiğin yoldan dönmemeye kanıt olan bir kıssa... Üstelik çok konuşulan, birçok ülkenin, şehrin mağarayı sahiplenişi, birçok yazarın da bu kıssaya muhakkak uğramış yüreği olmasına rağmen bu konuda yazılmış hiç roman yoktu, dahası o dönemi tamamen işlemiş bir edebi çalışma yoktu. Deneme, bilgi tarzında birkaç çalışma yapmış yazarların olması beni daha da heyecanlandır. Lakin kitabı sadece o dönemde yazarsam kıssa anlaşılmayacaktı. Bir de bu dönem gerekliydi ama bunu henüz idrak etmeden sadece o dönemde geziniyordu ruhum 2012 Haziran yılında fakat rüyalarımla, benim kaderimi getirdiği noktayla Allah Morrüya’nın bugününü oluşturmamı nasip etti 2013 Mayıs ayında. Ve 2013 Ağustosta baskıya girip, 18 Ağustos’ta doğduğum gün yorgunluklarıma hediye gibi geldi…

 

 

Kitaplarda anlatılan aşkla biz insanların yaşadıkları sizce aynı mı?

Birebir aynı olduğunu söyleyemeyiz. Mümkün değildir. Lakin şunu söyleyebiliriz; yazar yazdığı eserde bir aşktan söz ediyorsa o aşk ya kendi kalbinin yarasıdır ya şahit olduğu bir kalbin yarasıdır yahut hayalindeki yaradır. Yazar, yazdığı eserlerle hayata tutunur. Kalbine telkinde bulunur ve yaratıcıya sığınır.

Okurlar kitap alırken nelere dikkat etmeliler?

Öncelikle herkes yerli yabancı klasikleri okumalı. Daha sonra edebiyatımızın müdavimleri olan üstadlarımızın eserleri gönlümüzde yer edinmeli, yaşayan usta yazarlarımıza sahip çıkılmalı! Daha sonra bir eser de kapak, ya da günümüzde reklam ve şişirmelerle okurları yanıltan zihinlere itibar edilmemeli. Üslup da derinlik, özgünlük, konuda kültürel değerlerimiz, insanlığa verimli olabilecek konular seçilmeli!

Şu kelimelere tek kelimelik karşılık istesek kitap – sevda- özlem- kalem-hüzün –aşk için ne söylersiniz?

Kitap: Liman

Sevda: Yara

Özlem: Rüya

Kalem: Kuvvet

Hüzün: Ömrüm

Aşk: zaafım

Gazetemizle yaptığınız bu röportaj için size sonsuz teşekkür ederiz…

Ben teşekkür ediyorum… Sevgi ve dua ile kalın…

 

 

 

Etiketler :
İnsanlığa Verimli Olabilecek Konular Seçilmeli! -
YORUM YAZ
Künye Sık Kullanılanlara Ekle Giriş Sayfam Yap Rss - Xml Siteme Ekle İletişim
Sitemiz sadece internet üzerinden yayın yapmaktadır.
Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.
2011
© Bandırma Yaşam Gazetesi - Bandırma ve Bölgenin Güçlü Sesi bandırma haberleri bandırma gazete bandırmadan haberler
Kodlama : Networkbil.net