Künye Yaşam Resmi İlanlar Rss Siteme Ekle İletişim
GÜNDEM 1. SAYFA VİDEO-HABER EKONOMİ SPOR EĞİTİM KÜLTÜR SANAT TEKNOLOJİ KADIN AİLE YEREL SERİ İLANLAR
Ana Sayfa > KÜLTÜR SANAT > “YAZMAK BENİM İÇİN HAVA ALMAK, SU İÇMEK GİBİ …”
“YAZMAK BENİM İÇİN HAVA ALMAK, SU İÇMEK GİBİ …”
Bu haftaki kültür-sanat- edebiyat bölümümüzde Marmara Medya Gurubu olarak Türkiye’nin tanınmış yazarlarından Değerli Abdurrahman Tümer ile birlikte kitaplarına ve yazım hayatına dair içten bir röportaj gerçekleştirdik. ...
07-03-2015 12:46
KÜLTÜR SANAT
0 Yorum
969 Okunma
Haberi Yazdır

Bandırmalı okuyucularımızın çok hoşuna gideceğini düşündüğümüz bu röportajla Abdurrahman Tümeri daha yakından tanıma imkânı bulduk. Edebiyat alanına vermiş olduğu eserler dolayısıyla ise kendisini bir kez daha kutluyoruz.
ABDURRAHMAN TÜMER KİMDİR? BİR YAZAR OLARAK SİZİN KELİMELERİNİZLE OKUYUCULARIM SİZİ DAHA YAKINDAN TANIMAK İSTİYORLAR.
Ben Abdurrahman TÜMER, Hatay''ın Reyhanlı ilçesine bağlı Mastepe Köyünde dünyaya geldim. Evli ve iki çocuk babasıyım. Yaklaşık 19 yıldır İstanbul’ da ikamet etmekteyim. azarlık dışında tekstille uğraşmaktayım. Babam çiftçilikle uğraştığı için ben de bir süre bu meslekte çalıştım. Buğdayın altın sarısı başaklarına dokundum, pamuk tarlasının beyaz beyaz gülümsemesine şahit oldum. Ayçiçeğinin nazlı nazlı güneşe bakışını sezdim. Bir köy bahçesinin renkli renkli çiçekleriyle baharı karşıladığını gördüm. Köyü, tarlayı, memleketi doya doya sevdim... İlkokulu, doğduğum köy olan Mastepe''nin bitişiğinde ki Batı Ayrancı Köyünde okudum. Ortaokul ve liseyi Hatay’ın reyhanlı ilçesinde okudum. Çok istememe rağmen Edebiyat Fakültesine girememenin üzüntüsünü yaşadım. Her şeyde bir hayır var elbet deyip edebiyatın o tozlu yollarına koyuldum. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi Mezunuyum. Ruh halim herkes gibi sıradan bir insanım işte. Sabah işime gider, akşam evime gelirim. Yolda ağlayan bir çocuk gördüğümde arabayı sağa çeker, derdini paylaşırım. Onunla oturur belki onunla ağlayan biriyim. Dost bildiklerimi ama gerçekten dost bildiklerimi bağrıma basarım.. Bana değer veren, sayan kıymet veren herkesi hizmetçisi olacak kadar sever ve saygı duyarım. İnanın dostluk adına bana bir adım atana ben yüz adım atar, yanında olurum. Öyle sözle, kuru lafla değil her şeyimle yanında olurum. Gözlerim çok suludur. Televizyonda seyrettiğim dramatik bir sahne için gözyaşlarım destursuz, boşanır gider ansızın. Hislerime çok güvenirim. Rabbimin vesilesiyle şunu sev ama şundan uzak dur diye hislerim beni yönetir hep… Ve gerçekten zamanla ne kadar doğru olduğuna şahitlik ettim. Belki dualarımdandır kim bilir? İnsan her zaman onu yaratanı unutmamalı, her zaman Allah’ı anmalı, dualarını eksik etmemeli. Allah’ın yanınızda olduğunu kalbinizde hissetmelisiniz. Aksi takdirde hiçbir zaman başarılı olamazsınız.
KİTAPLARINIZDAN BİRAZ BAHSEDERSEK EN ÇOK HANGİSİNİ SEVİYORSUNUZ?
Şu ana kadar yayınlanmış 8 kitabım bulunmakta olup 2 kitabım da yakında yayınlanacaktır. Bunlar:1-MİLLİ DUYGU adlı şiir kitabı olup, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından öğrencilere tavsiye edilmiştir.2-GÖNÜL BAHÇESİNDEN İMAN GÜLLERİ: Tasavvuf şiirleri.3- HER ANI BİN DESTAN ÇANAKKALE: Bu kitabımda Çanakkale şehitlerini anma adına yazmış olduğum şiirler olup, basında da çok ilgi gördü. 4-‘Dördüncü kitabım ise'' CAN GÖZÜM GİBİSİN İSTANBUL'' adlı şiir kitabıdır. Sevgili şiir sever dostlarım; Yıllar öncesinden yazmış olduğum bu şiirlerimi ‘''İSTANBUL 2010 AVRUPA KÜLTÜR BAŞKENTİ'''' seçilmesinden dolayı ben de bu kitabımı aziz İstanbul''umuzun hatırasına yayınlamaya karar verdim. Şiirle dost olan, şiiri seven ve İstanbul''da yaşayan bir yüreğin sevda adına, aşk adına, hele hele İstanbul adına birkaç dize yazmaması mümkün değildir.İşte şiire aşık olan bu yüreğimde öyle yaptı. Kah aşkını anlattı, kah sevdasını, kah İstanbul'' u anlattı bir çok dizesinde, bir çok şiirinde. Martılarına dokundu o, bir kanadı Asya''da, bir kanadı Avrupa''da olan. Bir kanadı gümüş, bir kanadı kar beyazı renginde olan martılarına, canım İstanbul''umun. Ne zaman kalemi elime alsam, bir İstanbul sevdası akar gider can evime doğru. Ciğerlerime doldurduğum havayı bile kıskanırım kendimden. İsterim ki, son nefesime kadar tutayım ve içimdeki aşka katık yapayım. Ey İstanbul! Bu nasıl bir aşk ki, varımı yoğumu verirken sana; gelmişi, geçmişi, zamanı, durdurmak isterim. Sende yaşadığım her dakikayı, her saniye hapsetmek ruhuma… Haksız da sayılmam hani… Asırlardır yerkürenin en önemli ve en güzel şehirlerinden biri olma özelliğini hiç yitirmedin. Kadim tarihe dayanır gelmiş geçmiş büyük kumandanların rüyalarını süslemen. Hepsinden önemlisi, Peygamberimizin müjdesi sendin. Öyle ki sadece fethi gerçekleştiren kumandanı değil, senin uğrunda can veren askerleri de büyük bir şeref ile yâd etmişti. Bu coşkuyla değil midir 21 yaşındaki delikanlı Sultan Mehmet''in “Ya İstanbul''u alırım ya da İstanbul beni! sözü? II Mehmet''in, toprağına ayak izi bıraktığı, suyundan içtiği 1453''ten bu yana, adının başına “Fatih unvanını yazdırıp onu asırlarca yaşatan sen değil misin? İşte şimdi hak ettiğin yerdesin. Kralsın, şehzadesin, en büyük sultanlar sultanı sensin. 2010 yılının Avrupa Kültür Başkenti İstanbul! Tacın sonsuza kadar daim olsun. Bunun içinde bu kitabın adını ‘'Can Gözüm Gibisin İstanbul'' olsun istedi.5-SEN YANIM: ‘''Sen Yanım'''' adlı şiir kitabıma bazı yorumcular ‘''Aşkın kitabı'''' yazıldı diye görüş bildirdiler.6-BİN YAŞA AŞK-ROMAN: Bir kadın sevince ölümden öte yol yoktur. Aşk yüreğine değince dünyanın öteki ucu da olsa sevdiğinin peşine takılır gider. Bu yolculuk öteki âleme kadar uzansa da gözü ondan başka hiçbir şey görmez. Giresun''da doğup, İstanbul''da büyüyen Aysel''in hikâyesi de Musullu Yusuf''u sevmekle başlar. Aşk başa, yaş göze düşmüştür. Bilmediği, görmediği uzak diyarlar yazılmıştır kaderine. Ailesi karşı çıkar hiddetle; zira babası, annesi, abisi hiç kimse razı değildir gurbete. Lakin aşkından caydıramazlar Aysel''i. Bu kitapta, Ortadoğu''nun kanla yeniden yazılan tarihini, bugüne değin dönen entrikaları ve özellikle Körfez Savaşları''nın gölgesinde yok olup giden hayatları okuyacaksınız. Orada yaşayan halkın çektiği acılara, zulümlere, şahit olacaksınız. Hepsi gerçek, acı ve özlem dolu yaşam öyküleri kanınızı donduracak, burnunuz sızlayacak, ağlayamayacaksınız. Ölümü bile göze alarak sevdiğine Evet diyen bir yüreğin çığlıklarını duyacaksınız. Bu kitapta gerçek Aşkı bulacaksınız.7-“KALBİME KADAR YOLUN VAR”Şiir –Kanes Yayınları2014 yılında yani geçen yıl Haziranda çıkan şiir kitabım. 8- ‘’SENİ MELEKLER GETİRSİN’’  Roman- Kanes Yayınları bu ayda çıktı. Yani Mart 2015 te..Çocuğu olmayan bir bayanın çocuk yapabilme özlemi, hasreti.Ve bu yolda yaşadığı acılar, çileleri işleyen bir roman… Ünlü bir yazar bu roman için şöyle bir ifade kullandı :’’ Bu romanı okuyup ta ağlamayan bir göz düşünemiyorum’’ .Tüm kitaplarımı seviyorum aslında. Birini diğerinden ayrı tutamam. Tıpkı çocuklarımız gibi. Ama sorduğunuz için şöyle diyebilirim. En çok sevdiğim kitap ‘’SEN YANIM’’ şiir kitabım. O kitapta çok özel şiirlerim var. Belki ondandır.
BİR YAZARDA OLMASI GEREKEN VASIFLAR SİZCE NELERDİR?
Yazar en başta nefsani olmamalıdır. Yani her yazısını ya da her şiirini beşeriyet üstüne yazmamalıdır. Birazda dünyaya geliş gayemiz için kalem oynatmalılar. Edebiyatın önce edepten geldiğini unutmamalıyız. Edep’i olmayanın edebiyatı da olmaz. Basit kişilikli yerine ağır ve duruşu olan bir portreye sahip olmalılar. ‘Ben’ duygusundan arınıp ‘biz’ olabilme duygusunu taşımalılar. ‘Ben oldum’ egosundan kesinlikle sıyrılmalılar. Bir yazar çok kitap yazmakla bir yere gelmez, çok alçakgönüllü olmakla bir yere gelir. İsminizin veya resminizin en üste olması hiçbir şey ifade etmez, gönüllerde yer almadıktan sonra.. Yani önce gönüllerde olmalısınız, yüreklerde kalabilmelisiniz, size bir yazar olarak değil‘’dostum’’ olarak hitap edebilmeliler. Yani çok yazmakla, çok kitabınız olmakla adam olunmuyor, insan olmak önemli, insancıl olmak önemli. Ahlakı, karakteri beş para etmeyen yazarlar, şairler var aramızda maalesef. Bütün şiirlerini karşı cinsini etkilemek için yazıp duruyor. Yani Allah’ ın ona vermiş olduğu bu lutfu bayanları taciz ederek heba etmeye çalışıyor. Kendini, bu dünyaya geliş gayesini, yaradanını hepten unutuyor. İşte bu gibi sözde yazarım, şairim diyen zavallı yürekli insanların adı, dalgaların üstündeki köpükler gibi, saman alevi gibi yok olmaya mahkûmdurlar. Bunların tam tersi olan çok değerli şair ve yazar dostlarımız var elbet. Onları biz yüreğimizde taşıyoruz hep. Necip Fazıl’lar gibi, Mehmet Akif’ler gibi ve Yunus Emre’ler gibi…
EDEBİYAT ALANINDA YAŞADIĞINIZ ZORLUKLAR OLDU MU? BUNLARLA BAŞ ETMEYİ ÖĞRENMEK İÇİN NE ÖNERİRİSİNİZ?
Maalesef bu hayatta acı çekmeden, zorluklara maruz kalmadan bir yerlere gelemiyorsunuz. Edebiyatta öyle. Şehirde yaşayanlar kırsal bölgelerde yaşayanlardan daha şanslı olduğunu düşünüyorum. Mesela istanbul’ da edebiyata dair aşağı yukarı haftada en az üç etkinlik yapılmaktadır. Ve burada yaşayan yazar ve şair adayları bu etkinliklere iştirak ederek faydalanıyor ve birçok üstadla tanışma fırsatı yakalıyor. Oysa kırsal kesimlerde böyle imkânlar yok denecek kadar azdır. Yılda bir defa olur ya da olmaz. Orada yaşayan edebiyatçılar büyük mücadeleler vererek, elleriyle, tırnaklarıyla bir yerlere gelmeye çalışıyorlar. Mesela ihtiyaç duydukları bir kitabı oralarda bulmaları çok zordur. Ama büyük şehirde yaşayanlar o kitabı hemen tedarik edebilirler. Gerçi internet ortamı var ama yine de kırsal kesimlerde nadır sayılacak kadar azdır. Bunun yanında genç yazar ve şairlerimiz yazmış oldukları yazı ve şiirlerini bastırmak istediklerinde maalesef maddi sorunlarla karşılaşıyorlar. Herhangi bir yayın evine gidip kitabınızı bastırmak istediğinizde sizden 120 sayfalık bir şiir kitabı için en az 3000 tl talep ediyorlar. Bu tutarda genç yazarlar için bir sorun teşkil etmektedir. Parasız hiçbir yayın evi kitabınızı bastırmıyor, ünlü olanlar hariç tabi. Bunun anlamı da şu parası olan kitap sahibi oluyor, parası olmayan kitabını yayınlayamıyor. Bu da piyasada beş kuruş etmeyen kitapların dolup taştığını gösteriyor. Yani ticaret amaçlı, yani birinin parası var diye edebi değeri olmayan yazılarını dahi kitap haline getirip sadece egosunu tatmin edebiliyor. Oysa gerçek anlamda edebi değeri yüksek, sırf maddi imkansızlıklar yüzünden kitabını çıkaramayan gerçekten yazar arkadaşlar tanıyorum ben.Bu gibi sorunlarla baş etmek zor olsa da asla pes etmemek lazım, sürekli yazmak ve yazdıklarını bir dosyada hazır tutmak gerek diye düşünüyorum. Bu gibi sorunlar gerçek bir yazarın kalbinde bıkkınlık değil tam tersi kamçı oluşturması gerek. Her karanlık gecenin elbet bir sabahı olacaktır. Ve şu da bilinmelidir ki Allah’tan asla ümidinizi kesmemelerini öneriyorum. Benim kitabım yok diye hiçbir zaman üzülmemeli insan. Demek ki takdiri ilahi böyle buyurmuş diye düşünüp hayra yormalı her şeyi. Buna rağmen illa da benim kitabım olsun diyorsanız size tavsiyem yayın evlerine değil de, yayın evlerinin bastırmış oldukları matbaalara başvursunlar. Zira orada bahsettiğim meblağın yarısını bile ödemezler. Çok ucuza bastırabilirler. Ama kitabının tanıtımlarını ve satışını kendileri yapmak zorunda kalırlar. Mesela kitap fuarlarında herhangi bir yayınevinden rica edip o standlarda imza günü de düzenleyebilirler. Yani direnmek var pes etmek yok diyorum… Çünkü yazar duygu savaşçısıdır bir bakıma asla mücadelesinden vazgeçmemeli.
YAZMAK İÇİN NE GEREKLİ?
Yazmak için birikim lazım öncelikle. Çok kitap okumak ve az uyumak gerekli.Bir kitap için birkaç kütüphaneyi hiç yorulmadan gezebilecek bir azme ve hevese sahip olmalısınız. O kitabı bulamadığınızda akşam başka semte ki kütüphane için nasıl gideceği planlarını yapmalısınız. Sosyal bir insan olmalısınız. Her düşüncede ki insanlarla oturup muhabbet edebilmelisiniz. Mesela bir gece vakti yalnız başınıza çıkıp kafanızı dinleyebilmelisiniz. Buğdayın altın sarısına dokunmak, toprağın kokusunu alabilmek ve yağmurda şemsiyesiz dolaşabilmelisiniz. Yani hayatı bizzat kendiniz yaşamalısınız, acısıyla tatlısıyla ve her şeyiyle..Ama en önemlisi yazmak için öncelikle aşık olmalısınız.. Gökyüzüne, denize, dalgalara, martılara ve aklınızı çelen bir çift zeytin karası gözler. Geceleri hiç uyumamalısınız. Uyuduğunuzda onun hayallerinin sizi terk edeceğini, uzaklara gideceğini, bir daha dönmeyeceğini düşünerek gözkapaklarınızı dahi kapatmamalısınız. Yüreğinize dalga dalga ilhamların geldiğini kaleminizin ‘hadi yaz’ diye sizi dürtmeye başladığında anlamalısınız.Şeyhler eskiden boşuna mı tekkeye kayıt yaptırmak için gelen müritlere ‘’sen hiç aşık oldun mu?’ diye sorar. Mürit ‘hayır’ cevabı verdiğinde ‘git öyleyse aşık ol öyle gel’ diye yanıt alırdı şeyhinden.. Beşere aşık olmazsan, doğaya, tabiata aşık olmazsan, kalbini bir çift göze yakmazsan, ilahi aşkın merdivenlerini nasıl çıkacaksın ki?  Aşk olmalı önce aşk. Ekmekten, sudan önce bir yazar için..
TÜRKİYE’DE SİZCE OKUMA ORANI VE OKUMA KALİTESİ HANGİ SEVİYE ARALIĞINDA YER ALIYOR?
 Geçmiş yıllara göre şu an çok iyi yoldayız diye düşünüyorum. Okulların sayısı her yıl sürekli artmakta, eğitim kitapları bedava dağıtılmakta, devlet bazı etkinlikleri okullara kadar götürmektedir. Bu konuda konferansların, etkinliklerin, söyleşilerin eski yıllara göre kat kat arttığına şahit oluyorum. Tabi bu yeterli mi elbette değil, ülkemizi Avrupa devletleriyle kıyasladığımızda daha çok yol almak gerektiğini hemen anlayabiliyorsunuz. Yani daha yolun başındayız. Çok çalışmak ve bu yolda durmadan ilerlemek gerekir. Peygamber efendimiz bir hadisi şeriflerinde ne güzel buyurmuştur: ‘’İlim Çin’de de olsa alınız’ ‘’
YENİ ÇIKAN KİTABINIZ ‘’SENİ MELEKLER GETİRSİN’’ ADLI KİTABINIZI BİZE ANLATIR MISINIZ? KONUSU NASIL ORTAYA ÇIKTI?
Son yazdığım romanım. Yaşanmış gerçek bir hikaye. Yüreğindeki evlat özlemiyle yanıp tutuşan bir kadının kedere gark oluş hikâyesi… Sabır ve metaneti duygularına katık eden biçare kocasının ise elinden hiçbir şey gelmiyordu. Sümeyye’nin günbegün tükenişine ve neredeyse saplantı hâline gelen akla zarar, fikre ziyan gelgitlerine seyirci olmak eritiyordu adam yüreğini. Sümeyye, ölü doğmuş ve hatta doğmasına izin verilmemiş tüm bebekleri görüyordu düşlerinde. Hepsinin saçlarını okşarken, avaz avaz feryat ediyordu: “Seni melekler getirsin!” Sadece ve sadece anne olabilmekti dileği. Ne cenneti istiyordu ayaklarının altında, ne de Araf’ta kalmak sonsuza değin. Azrail’den bir parça daha izin istiyordu, ömrü yetsin ve içine çektiği son nefes bebek kokusu olsun diye. Sonrasında ölebilirdi.
KİTAPLARDA ANLATILAN AŞKLA BİZ İNSANLARIN YAŞADIKLARI SİZCE AYNI MI?
Bu sorunuza cevap vermek için aşkın tanımını yapmak yerinde olur sanırım. Özlemin diğer adı aşktır. Hasretin de. Her ikisi de yüreği yakandır. Yani yürek yanmadan, lime lime dökülmeden, şerha şerha kanamadan aşk olmuyor işte.Aşk gerçektir; ay gibi, güneş gibi, yıldız gibi.. Aşk gerçektir; Yakub’un firkati gibi, yolları özlemesi gibi, yanması, kül olması gibi.. Aşk gerçektir; hazreti Yusuf gibi, uğruna her şeyini kaybeden Züleyha gibi.. Aşk gerçektir; kur-an’daki ‘ahsen-ül kasas’ gibi.. Bir görümüne yüzünü gecelerini, gündüzlerini heba etmeli yürek.. Bir defa görebilme uğruna ömrünü hiçe saymalı yürek. Yanmalı küle dönmeli farkında olmadan, ömrünü verebilmeli.. Tüm benliğinden çıkıp sadece’o’ olabilmeli.. İki değil bir kanamalı bu yürek…Gerçek aşklar böyleydi.. Oysa şimdi ne özlem var ne de bir zerre hasret.. onun görmek elinin altındaki klavyelerde ki bir tuşa bağlı artık. Ulaşılması kolay, konuşulması kolay, bakışılması kolay artık… Onun için de kolay olan aşklar aşk değil artık. Yanmadan, acı çekmeden, hasret duymadan aşk olur mu? Yani gerçek aşklar masallarda artık, anka kuşlarının kanatlarında, Mecnunun haykırışlarında, Ferhat’ın dağlarında kaldı maalesef…
HERKES YAZABİLİR Mİ? YAZMAYA NE ZAMAN BAŞLADINIZ?
Herkes yazabilir tabi ama kendi çapında. Ama yazar olmak öyle sanıldığı gibi kolay değil. Bin dereden su taşımak gibi. Yüz okuyup bir yazmak gerek. Okumadan yazmak kendi kendini kandırmaktır. Kendi nefsini tatmin etmektir. Ama sanat adına hiçbir şey ifade etmez. Hiç kimse de itibar etmez yazılanlara. Yazmak için çok okuyup araştırmak, birikim yapmak gerek.Yazmaya daha doğrusu şiire ilkokuldayken başladım, desem yanlış söylememiş olurum. Batı Ayrancı Köyü İlkokulundayken, çok sevdiğim ve saygı duyduğum Gülperi Kural adında bir öğretmenim vardı. Beni de çok severdi. Bu vesileyle izninizle kendisine buradan hürmetlerimi sunmak isterim. Her gün derse başlamadan önce ‘''Haydi Tümer bize bir türkü söyle de öyle derse başlayalım'''' derdi. Övünmek gibi olmasın, o zamanlar sesim hem güzel, hem de yanıktı. Bende öğretmenimi kıramaz türkümü söylerdim. Söylerdim ama türkünün tüm sözlerini değiştirip, kendim uydurduğum sözlerle söylerdim. Mesela Orhan Gencebay''ın bir şarkısını hep kendi sözlerimle yorumlardım. Öğretmende bana “Oğlum bu şarkının sözleri böyle değil ki'''' dediğinde “Doğru öğretmenim, bu sözler bana aittir'''' diye cevap verirdim. Onunda çok hoşuna giderdi hep.Daha sonra da milli bayramlara, ağaçlara, kuşlara vs. şiir yazmaya başladım. Yazmak benim için hava almak, su içmek gibi bir şeydir. Gün içinde yazmadığım zaman kendimi noksan hissederim, eksik hissederim. Bir insanın çok sevdiği bir eşyasını kaybetmiş gibi aranır dururum. Ta ki yazana kadar, bir şeyler karalayana kadar. İşte o zaman bir aspirin içmiş ya da tabiri caizse bir sigara tüttürmüş gibi kendime gelirim. İşte yazmak böyle tutkulu bir şeydir benim için.
OKURLAR KİTAP ALIRKEN NELERE DİKKAT ETMELİLER?
 Yazarlarına ve kitapların konusuna dikkat etmeli.. Stantlarda bulunan ucuz kitapların peşinde olmamaları gerek. Yani sırf ucuz diye kitap alınmaz. Kendinize faydalı olabilecek ya da okuduğunuzda haz duyabileceğiniz kitapların seçilmesi önemlidir. Ayrıca reklamı çok yapılıyor diye de bir kitap alınmamalı. Yani kendinize yararı dokunabilecek kitapları seçmeli diye öneririm.
YAPMIŞ OLDUĞUNUZ ULUSAL ETKİNLİKLERDEN BİRAZ BAHSEDER MİSİN? NASIL OLUŞUYOR KAÇINCISI YAPILIYOR?
Biz 2013 yılında ATKS, Yani AbdurrahmanTümer Kültür Sanat Platformu’nu kurduk. Dünyada ve Türkiye’ de bir ilk olan Uluslararası şiir şölenini 11 Mayıs 2014 yılı Pazar günü 1.Uluslararası İstanbul Boğazı Kültür Sanat Şöleni’ adı altında 81 ilden gelen şair, yazar ve sanatçı dostlarımızla İstanbul Boğazı’nda büyük bir gemide gerçekleştirdik. Onun hemen ardından yine Türkiye’ de bir ilk olan Büyük Çekmece’de yaz mevsiminin son akşamlarından birinde sahilde deniz kıyısında ateşler yakılarak, meşaleler dikilerek, şarkılar ve türküler eşliğinde şiir şöleni gerçekleştirdik. Bu yılda 31 Mayıs 2015’ te Pazar günü 2.Uluslararası İstanbul Boğazı Kültür Sanat Şöleni’ni yine 81 il ve yurt dışından olmak üzere 250 kişiyle sınırladığımız yazar, şair, sanatçı ve bürokratların katılımıyla büyük bir gemide yapacağız inşallah. Hazırlıklarımız tüm hızıyla devam ediyor.  Sizi de aramızda görmek bizim için büyük bir onur olacak Ümmiye Hanım. Kısacası ATKS, Türkiye’ de ve dünyada yapılmayan, yapılamayan ilkleri gerçekleştiren bir kurumdur. Hatta çok değerli şair ve yazar olan Ali Özkanlı Hocamız katıldığı 1. gemi şölenimiz için aynen şu ifadeyi kullandı:''Kurumların dahi gerçekleştiremediği şiir şölenlerini ATKS tek başına gerçekleştiriyor''..
GAZETEMİZLE YAPTIĞINIZ BU RÖPORTAJ İÇİN SİZE SONSUZ TEŞEKKÜR EDERİZ…
Rica ederim efendim. Bana bu fırsatı verdiğiniz için asıl ben teşekkür ederim. Bu vesileyle röportajımı okuma nezaketi gösteren herkese sevgi ve saygılarımı iletiyorum. Allah’a emanet olun…
 

Etiketler :
“YAZMAK BENİM İÇİN HAVA ALMAK - SU İÇMEK GİBİ …” -
YORUM YAZ
Künye Sık Kullanılanlara Ekle Giriş Sayfam Yap Rss - Xml Siteme Ekle İletişim
Sitemiz sadece internet üzerinden yayın yapmaktadır.
Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.
2011
© Bandırma Yaşam Gazetesi - Bandırma ve Bölgenin Güçlü Sesi bandırma haberleri bandırma gazete bandırmadan haberler
Kodlama : Networkbil.net