Künye Rss Siteme Ekle İletişim
GÜNDEM 1. SAYFA VİDEO-HABER EKONOMİ SPOR EĞİTİM KÜLTÜR SANAT TEKNOLOJİ KADIN AİLE YEREL
Ana Sayfa > Ali Akkoç > TRABZON HAVALİSİNDE YAŞAYANLAR ÖZ VE ÖZ TÜRKTÜR - 4
TRABZON HAVALİSİNDE YAŞAYANLAR ÖZ VE ÖZ TÜRKTÜR - 4
11/02/2019 - 11:46
Ali Akkoç
0 Yorum
80 Okunma
Makaleyi Yazdır
Diğer Yazıları
TRABZON HAVALİSİNDE YAŞAYANLAR ÖZ VE ÖZ TÜRKTÜR – 5
TRABZON HAVALİSİNDE YAŞAYANLAR ÖZ VE ÖZ TÜRKTÜR – 5
TRABZON HAVALİSİNDE YAŞAYANLAR ÖZ VE ÖZ TÜRKTÜR – 5
TRABZON HAVALİSİNDE YAŞAYANLAR ÖZ VE ÖZ TÜRKTÜR – 5
99. YILINDA ANZAVURCULARIN GÖNEN KATLİAMINI HATIRLAYALIM

Rivayet tartışılabilirse de gerçekçi/anlamlı bir bakış olduğu anlaşılmaktadır. Burada dikkati çeken husus Tuzcuoğlu Memiş Ağa’nın kendisini deniz “kenarında yaşamaya alışmışım” diyerek denize ait sosyal, ekonomik bir çevrenin parçası olduğunu betimlemesi ve denizle ilgili bir coğrafyaya aidiyet hissetmesidir. Tuzcuoğlu, kendisinin bir âyan olarak nüfuzunu inşa ettiği, varlık sebebi haline getirdiği sahilin/denizin kıyısındaki sosyal, ekonomik ve siyasî çevresinden uzaklaştırılmasının, bedenen olmasa da bir başka biçimde yok olması anlamına geleceğinin farkındaydı. Osmanlı Devleti’nde on sekizinci yüzyılda âyanlar büyük bir nüfuz kazandı. “Âyanlar çağı” dedirtecek derecede devre damgasını vuran değişimler yaşanırken, denizcilik faaliyetlerinin yaşanan bu gelişmelerden uzak kaldığını söylemek doğru olmayacaktır. Fakat âyanlarla ilgili gerek imparatorluk düzeyinde, gerek âyan veya âyan aileleri ile ilgili monografilerde, gerekse yerel tarihin bir parçası olarak yapılmış olan çalışmalarda onların denizcilikle ilgili faaliyetlerine pek değinilmemiş veya vurgu yapılmamıştır. Âyanlık meselesi, bir kara imparatorluğunun, karasal bölgelerdeki nüfuz mücadelelerinin konusu olan bir alan olarak düşünülmüş ve anlatılmıştır. Âyanlık-denizcilik ilişkilerinin incelenmesinde tüm imparatorluğu içine alan genel şartlar dikkate alınması gerektiği gibi, her bölgenin/sahilin kendisine has şartlarının bu ilişkileri nasıl şekillendirdiğine ve farklılıklarına da dikkat edilmesi gerektiği açıktır. Ancak, âyanlık-denizcilik ilişkileri imparatorluğun tamamını kapsıyorsa da özelde bu yazının konusu Karadeniz bölgesindeki âyanlardır. Konumları itibarıyla denizcilikle ilgili olabilecek genelde sahillerdeki âyanların, özelde Karadeniz bölgesindeki âyanların denizciliğe olan ilgileri ve faaliyetleri çerçevesinde onların bu konumuna bakmak ve değerlendirmekten ibaret olacaktır. Sahillerde âyanların ortaya çıkışı, âyanların güçlenmesindeki denizcilik faaliyetlerinin yeri veya güçlenen âyanların denizciliğe olan etkisi, sivil veya askerî denizcilik faaliyetleri çerçevesinde yaklaşarak, bir anlamda sahillerdeki âyanlığa denizlerden bakılmaya çalışılmasından ibarettir. 1- Âyanların Denizcilikle İlgileri Anadolu’da 17. yüzyılın sonlarında kurulan ve 18. yüzyılda gelişen, özellikle yüzyılın ikinci yarısında ülkenin her yerinde görülen âyanlık örgütü zamanla kuruluşundaki amaç ve işleyiş düzenini kaybetmişti (Emecen 2001:194).

İmparatorluğun idarî, askerî, adli, sosyal ve ekonomik şartlarından ortaya çıkmış olan âyanlar, hazine adına vergi toplama yükümlülüğünü mültezimlik sıfatıyla ele geçirmeleriyle kendi bölgelerinde birer derebeyi olup çıkmıştır (Özkaya 1994:303).

18. yüzyıl savaşlarının uzun, külfetli ve sonuç itibarıyla çoğu zaman hezimetle bitmesi, devleti malî açıdan hatırı sayılır bir güce ulaşmış olan yerel güçlere mahkûm etmiştir. Devlet, ihtiyaç duyduğu parayı ve askeri, yerel nüfuz sahiplerinden temin etmek zorunda kalınca bu durum merkezi idareyi taşra karşısında acze düşürmüştür. Elindeki imkânları devletin kullanımına vermeyi kabul eden derebeyleri bunun karşılığında kapıcıbaşılık, vezirlik gibi rütbelerin yanı sıra sancaklarda muhasıllık, mütesellimlik gibi görevleri de uhdelerine almayı başarmışlardır. Yaşadıkları bölgenin halkı nazarında itibarları yüksek olan bu derebeyleri, uhdelerindeki devlet görevleri vasıtasıyla da sosyal nüfuzlarının yanında, askerî, idari yetkilere kavuşmuşlardır. 18. yüzyılın ikinci yarısında âyanlığın sancaklardan nahiyelere kadar hiyerarşik bir şekilde ve örgütlü olarak gelişmesi Osmanlı adalet, maliye ve güvenlik düzenini derin biçimde etkilemiştir. Böylece Osmanlı merkeziyetçi idare anlayışı yerine sancak ve vilayetlerde devlet otoritesini kendi menfaatlerine kullanan, nüfuzlu, yerel güce sahip valiler ortaya çıkmıştır (Karagöz 2009:12).

Sahillerde âyanların yükselişlerinde ve birbirleriyle mücadelelerinde deniz, stratejik yerini, önemini her zaman korumuştur. Örneğin hakkında ferman çıkmış olan Rize âyanı Tuzcuoğlu Memiş Ağa’ya deniz yoluyla baskı yapılabilmesi ve yakalanabilmesi için İstanbul’dan gemiler gönderilmesi istenmiştir. Bunun üzerine donanma gemilerinden üç gemi (bir korvet, şehtiye ve brik) deniz yönünü kontrol altına almak ve Trabzon valisinin hizmetinde kullanılmak üzere bölgeye gönderilmiştir. Sahillerden uzakta, kara merkezli olarak yükselen âyanların da zaman zaman kontrol güdüsüyle denizlere yöneldikleri veya güçlendikçe nüfuzlarını deniz kıyısına doğru yayıp sahillere de hâkim olmak istedikleri görülmektedir. Bu mücadelenin en önemli örneklerinden birisi de Orta Karadeniz bölgesinde cereyan etmiştir. Orta Karadeniz bölgesinde Çapanoğulları ile Caniklizadeler arasında sürüp giden bir iç mücadele vardı. Bu mücadelenin temelinde, Çapanoğullarının Karadeniz sahiline açılma isteği, Caniklizadelerin, iç kısımdaki kadim Osmanlı sancak ve eyalet merkezlerini ele geçirme arzusu yatıyordu (Koç vd. 2005:254).

Ancak iç kısımlardaki âyanlar için deniz stratejik oyunun bir parçası ve uzantısı olarak algılanırken, sahil âyanları için deniz ve denizcilik aynı zamanda ekonomik ve sosyal bir yaşam biçimi olarak da algılanmış olmalıdır. Âyanların faaliyetleri ve ilişkileri açısından kara ile deniz arasında coğrafi sınırların ötesinde birbirini bütünleyen bir ilişki söz konusudur. Bu iki alanın sınırları, söz konusu âyanlar olunca iyice bulanıklaşmaktadır. Dolayısıyla âyanları denizciliğe ilgi duyan ya da duymayan, denizci olan ya da olmayan diye bir ayrıma tabi tutmak mümkün görünmemektedir. Hiç kuşkusuz âyanların yükseldikleri dönemde ticaret yolları-ağı ya da nakil araçlarıyla doğrudan ilgileri vardı ve sahip oldukları veya olmak istedikleri ekonomik nüfuz, ulaşım konusu ile doğrudan ilgiliydi. Ülkenin iç kısımlarındaki âyanlarda bu daha ziyade, eldeki artı ya da devlete ait yükümlülüğe konu olan ürünü, bir ticarî artere, limana ya da istenilen yere ulaştırabilme ile ilgili olarak kara ticaret yolları ve ulaşım araçları üzerinde etkili olma isteği şeklinde görülüyordu. Nüfuz bölgeleri merkezi sahilde olan âyanların ise ulaşım yolları konusundaki faaliyetleri hiç kuşkusuz deniz yollarına ve araçlarına hâkim olmaya çalışmaktı. Osmanlı Devleti’nde sahil kentlerindeki âyanlar, nüfuzlarını artırmadan önce de denize veya denizciliğe yabancı değillerdi. Denizcilik faaliyetlerine dair taşraya yazılan birçok hükümde âyanların da adı geçiyordu. Devlet, denizciliğe ait veya ilgilendiren birçok konuda âyanlara çeşitli görev ve yükümlülükler vermişti. Özellikle kendir, bakır gibi Tersane-i Âmire ihtiyaçlarının mahallinden toplanması ve ilgili merkezlere ulaştırılması sahillerdeki âyanların en çok rastlanılan görevleri arasında görünüyordu. Bunun yanında âyanlar, yalnız gemi yapımı ile ilgili değil gemi kazaları gibi özel durumlarda da merkezi hükümet tarafından görevlendiriliyorlardı. Taşrada bulunan tersanelerin tamir ve yapımlarından (BOA, C.BH, 4075) fenerlerin bakımına7 batan gemilerin tahliye, kurtarılması, tamiri gibi hususlara kadar âyanlardan yardım istenirdi. Âyanların sahilleri korumak ve savunmakla ilgili görevleri, onları ister istemez denizciliğin içine çeken askerî sebeplerden birisiydi9. Bunun yanında İstanbul’un her türlü iaşesi söz konusu olduğunda âyanlara çeşitli büyüklükte tekneler inşa ettirilmesi için emirler gönderiliyordu. Yalnız deniz kıyılarında değil Tuna sahillerindeki âyanların da gemicilik faaliyetleri ile yakında ilgili oldukları bilinmektedir. Rusçuk âyanlarının genellikle “Açıklar Ağası” tayin edilerek ince donanmanın yapımı ve donatılması ile ilgili görev ve sorumlulukları (BOA, C.BH. 841; 5165; 8507), Vidin âyanlarının girdaplarla ilgili görevleri (Kılıçarslan 2010: 59) ve Aşağı Tuna’da Tuna boğazlarına yakın bölgelerde özellikle zahire nakli konusunda bölge âyanlarının yoğun faaliyetleri/görevleri söz konusuydu (BOA, C.BH. 2014; 5165; C.AS, 45770).

Hatta nüfuz bölgeleri iç kısımlarda bulunan âyanlar bile bazen devletin getirmiş olduğu yükümlülüklerden dolayı denizcilik faaliyetlerini desteklemek durumunda kalabiliyorlardı (BOA, C.BH, 11030). Zahire yüklenmesi, zahire kaçakçılığı yapılmaması veya yapılmasının engellenmesi gibi görevler konusunda da mahallin âyanlarına hükümler gönderilmişti. 18. yüzyıl öncesinde bu hükümler genelde ilgili birçok kişiye birden yazılan (kadı, naib, diğer memur ve iş erleri) hükümler olup “âyan” da bu grubun içerisinde yer alırdı. Az olmakla birlikte denizcilikle ilgili işlerde tek başlarına sorumlu oldukları veya doğrudan âyanları ilgilendirenler hükümlerin yazıldığı da görülmektedir. Fakat 18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren denizcilikle ilgili faaliyetlerde, özellikle gemi inşası başta olmak üzere, âyanların çok daha aktif görev aldıkları anlaşılmaktadır. Gerek gemi yapımı gerekse gemi inşa sektörüne sağladıkları ikincil hizmetlerle ilgili olarak - kazandıkları nüfuz ve etkinlikleri sebebiyle- merkezden gönderilen emirlerin artık çok muhataplı değil yalnızca ilgili âyanlara hitaben yazılmaya başlandığı gözlemlenmektedir. Devlet, merkezi otorite açısından âyanları kontrol etmeye çalışırken onun paralelinde olarak yine bunların da içinde olduğu denizcilik faaliyetlerini denetiminde tutmak istemiştir. Merkezin, bölgedeki ekonomik faaliyetleri kontrol altına almak için gösterdiği çabalara rağmen 18. yüzyılda devletin denizlere de tam hâkim olamayışı, dahası denizlerdeki yerellik, savaş veya barış ekonomisini tam olarak denetleyememiş olmasına sebep olmuş, bu da bölgede kaçakçılık olarak ortaya çıkmıştır. Âyanların da içinde bulunduğu ve deniz üzerinden yapılan kaçakçılık faaliyetleri, bunları hâkimiyet altına alma çabası içinde olan devleti uğraştırmıştı (BOA, C.ADL, 5983; C.ZB, 627). Keza âyanların sahillerde korsanlık yapan kaptanlarla işbirliği halinde tüccar gemilerinden ele geçirdikleri malları sattıklarına dair örnekler de çoktur (BOA, C.BH, 536).

11/02/2019 - 11:46
Ali Akkoç
0 Yorum
80 Okunma
Makaleyi Yazdır
YORUM YAZ
Künye Sık Kullanılanlara Ekle Giriş Sayfam Yap Rss - Xml Siteme Ekle İletişim
Sitemiz sadece internet üzerinden yayın yapmaktadır.
Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.
2011
© Bandırma Yaşam Gazetesi - Bandırma ve Bölgenin Güçlü Sesi bandırma haberleri bandırma gazete bandırmadan haberler
Kodlama : Networkbil.net