Künye Rss Siteme Ekle İletişim
GÜNDEM 1. SAYFA VİDEO-HABER EKONOMİ SPOR EĞİTİM KÜLTÜR SANAT TEKNOLOJİ KADIN AİLE YEREL
Ana Sayfa > Ali Akkoç > TARİHTE SURİYE HAKİMİYETİ İÇİN YAPILAN SAVAŞLAR
TARİHTE SURİYE HAKİMİYETİ İÇİN YAPILAN SAVAŞLAR
02/12/2019 - 10:22
Ali Akkoç
0 Yorum
103 Okunma
Makaleyi Yazdır
Diğer Yazıları
ULUSAL DEVLETİMİZ İÇİN BİRİNCİ TEHLİKE ÜMMETÇİLİKTİR
ULUSAL DEVLETİMİZ İÇİN BİRİNCİ TEHLİKE ÜMMETÇİLİKTİR
TARİHTE SURİYE HAKİMİYETİ İÇİN YAPILAN SAVAŞLAR
TARİHTE SURİYE HAKİMİYETİ İÇİN YAPILAN SAVAŞLAR
TARİHTE SURİYE HAKİMİYETİ İÇİN YAPILAN SAVAŞLAR

  Mısır ve müttefiki Suriye'nin silahlı kuvvetleri ise hem daha az eğitimli hem fazlaca şişirilmiş hem de 1956 Süveyş krizinde elde edilen politik zaferden önce İsrail karşısında alınan ağır askeri yenilgiyi çoktan unutmuştu.

Nasır Arap dünyasını birleştirecek bir ulusal hareket oluşturmaya ve bu sayede İsrail'den öç almaya odaklanmıştı. Mısır genel kurmay başkanlığına yakın müttefiki Mareşal Abdül Hekim Emir'i getirdi.

Mısır, İsrail gibi varlığının temelinde güvensizlik bulunmayan köklü bir devletti.

Genel Kurmay Başkanı Emir'in en önemli görevi,subayları kontrol altında tutmak ve darbe girişimlerini engellemek yoluyla ordunun Nasır yönetimine sadakatini sağlamaktı. Bunu da iyi yapıyordu. Mısır ordusunun savaştaki gücü öncelik sıralamasında en önde değildi.

1967'ye gelindiğinde Mısır, bir anlamda kendi Vietnam'ı haline gelen Yemen'deki savaşın içine batmıştı ve iyi savaşmıyordu. Fakat Nasır iç politik kaygılar yüzünden genel kurmay başkanlığına Emir'den daha iyi bir subayı da getiremiyordu.

Suriye ordusu da aynı derecede iç politikaya odaklanmıştı ve Mısır gibi silah ve eğitim konusunda Sovyetler Birliği'ne bağımlıydı. Darbeler birbirini izledikçe ordu komutası da değişiyordu.

Araplar bol bol birlik, sosyalizm ve ulusal değerlerden söz ediyorlardı ama gerçek hayatta paramparçaydılar.

Suriye ve Mısır liderlikleri anbean Ürdün ve Suudi Arabistan kraliyet aileleri tarafından planlandığı iddia edilen darbe girişimlerinin kaygısıyla yaşıyorlardı. Krallıklar ise Suriye ve Mısır'daki popüler askeri yönetimlerin ülkelerinde de rejimi devirecek devrimlere ilham vermesinden kaygılıydı.

Ürdün Kralı Hüseyin, İngiltere ve ABD'nin yakın müttefikiydi. Ürdün 1948'deki savaştan bir şekilde kazanmış olarak çıkan tek Arap ülkesiydi aynı zamanda.

Kral Hüseyin'in dedesi Kral abdullah'ın, Birinci Dünya Savaşı sonrasında İngiliz mandası altındaki Filistin'deki Yahudi oluşumu ile gizli teması vardı. İngilizlerin planlandığı şekilde 1948'de bölgeden çekilmesi ardından Filistin topraklarını nasıl paylaşacaklarını konuşmuşlardı.

1951'de bir Filistinli, Ürdün Kralı Abdullahı Kudüs'teki Mescid-i Aksa'da öldürdü. Gözlerinin önünde dedesi öldürülen 15 yaşındaki Prens Hüseyin ertesi gün silah taşımaya başladı. Bir yıl sonra da Ürdün Kralı olacaktı.

1948 savaşından sonra Ürdün ve İsrail yakınlaştı yakınlaşmasına, ama barış yapacak kadar değil.

Hüseyin'in krallığı döneminde de Ürdün ile İsrail arasındaki gizli görüşmeler devam etti. Kral Hüseyin topraklarının çoğu çöl olan ve yerinden yurdundan olmuş büyük bir Filistin nüfusunu barındıran Ürdün'ün durumunun ne kadar hassas olduğunun farkındaydı.

Suriye sendromu

1967 savaşı Araplarla İsrail arasında yıllarca tırmanan gerginlikler ve sınır çatışmaları ardından patlak verdi.

Mısır ve İsrail arasındaki sınır görece daha sakindi. En büyük gerginlik İsrail'in kuzeyde Suriye ile sınırındaydı. Bu sınırda sürekli toprak anlaşmazlığı ve Suriye'nin Şeria (Ürdün) nehrinin yatağını değiştirerek İsrail'in su şebekesine girmesini engelleme çabalarından dolayı sık sık çatışma yaşanıyordu.

Suriye ayrıca İsrail'e akınlar düzenleyen Filistinli gerillaları barındırıyordu.

İsrail ordusu hazırdı

Batılı güçler 1967'deki savaştan önce bu çatışmanın hangi tarafının daha güçlü olduğu konusunda hiç bir tereddüt taşımıyordu. ABD Genel Kurmay Başkanı o sıralarda "Önümüzdeki beş yıl içinde hiçbir Arap ittifakı askeri olarak İsrail ile başedemez" demişti.

1967 yılında İsrail ordusu hakkında hazırladığı raporda İngiltere'nin Tel Aviv'deki savunma ateşesi, "komuta, eğitim, techizat ve güç bakımından İsrail ordusu savaşa her zamankinden daha hazır. İyi eğitilmiş, dayanıklı ve kendine güvenli İsrail askeri güçlü bir savaş azmine sahip ve ülkesini savunmak için seve seve savaşa gider" diyordu.

Sınırdaki çatışmalar gerginliği iyice kızıştırdı. Filistinli gerillalar sınırı aşınca İsrail onları "terörist" ilan etti ve en sert şekilde misilleme yapılması kararını aldı.

1966 yılının Kasım ayında, İsrail bir mayın saldırısına misilleme olarak Ürdün işgali altında olan Filistin toprağı Batı Şeria'ya yönelik bir harekat başlattı ve Samua adlı köyü hedef aldı.

İsrail harekatı Batı Şeria'daki Filistinliler arasında büyük tepki yarattı.

Kral Hüseyin dehşet içinde kalmıştı. Amerikan haberalma örgütü CIA'ye İsrail ile üç yıldır gizli görüşmeler yürüttüğünü, İsrail'de temasta olduğu yetkililerin kendisine daha o sabah herhangi bir misilleme olmayacağına dair güvence verdiklerini anlattı.Amerikalılar ona hak verdiklerini söylediler ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde Samua baskınını kınayan karar tasarısını desteklediler.

Kral Hüseyin bu baskın sonrası Batı Şeria'da sıkıyönetim ilan etti. Tahtının tehlikede olduğuna ve öfkeli Filistinlilerin kendisini devirebileceğine iyice ikna olmuştu. Ordu içindeki Nasır sempatizanı subayların darbe girişiminde bulunmasından ve İsrail'in de bunu bahane ederek Batı Şeria ve Doğu Kudüs'ü ilhak etmesinden korkuyordu.

02/12/2019 - 10:22
Ali Akkoç
0 Yorum
103 Okunma
Makaleyi Yazdır
YORUM YAZ
Künye Sık Kullanılanlara Ekle Giriş Sayfam Yap Rss - Xml Siteme Ekle İletişim
Sitemiz sadece internet üzerinden yayın yapmaktadır.
Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.
2011
© Bandırma Yaşam Gazetesi - Bandırma ve Bölgenin Güçlü Sesi bandırma haberleri bandırma gazete bandırmadan haberler
Kodlama : Networkbil.net