Künye Rss Siteme Ekle İletişim
GÜNDEM 1. SAYFA VİDEO-HABER EKONOMİ SPOR EĞİTİM KÜLTÜR SANAT TEKNOLOJİ KADIN AİLE YEREL
Ana Sayfa > Ali Akkoç > TARİHTE SURİYE HAKİMİYETİ İÇİN YAPILAN SAVAŞLAR
TARİHTE SURİYE HAKİMİYETİ İÇİN YAPILAN SAVAŞLAR
09/12/2019 - 09:45
Ali Akkoç
0 Yorum
261 Okunma
Makaleyi Yazdır
Diğer Yazıları
Preveze Deniz Zaferinin Türk Denizciliği Açısından Önemi Turgut Reis ve Bandırma ile ilgisi
Preveze Deniz Zaferinin Türk Denizciliği Açısından Önemi Turgut Reis ve Bandırma ile ilgisi
Preveze Deniz Zaferinin Türk Denizciliği Açısından Önemi Turgut Reis ve Bandırma ile ilgisi
Preveze Deniz Zaferinin Türk Denizciliği Açısından Önemi Turgut Reis ve Bandırma ile ilgisi
Preveze Deniz Zaferinin Türk Denizciliği Açısından Önemi Turgut Reis ve Bandırma ile ilgisi
Preveze Deniz Zaferinin Türk Denizciliği Açısından Önemi Turgut Reis ve Bandırma ile ilgisi
TÜRK DİLİNİN BUGÜNKÜ DURUMU VE YAKLAŞAN DİL BAYRAMI

Kalıcı miras

1967 savaşı İsrail'i işgalci bir ülke haline getirdi. Savaşın en önemli sonucu da bu oldu. Bu deneyim hem İsrailliler hem de Filistinliler üzerinde yıkıcı bir etki yarattı.

İsrail uluslararası hukuku hiçe sayarak işgal ettiğitopraklara yeni Yahudi yerleşimleri inşa etmeyi sürdürüyor. Oysa uluslararası hukuk işgalci ülkelerin ellerinde tuttukları topraklara kendi halkını yerleştirmesini açık bir şekilde yasaklamakta.

1967 savaşının Dışişleri Bakanı AbbaEban, Filistinlilerin, "bayrakları, onurları, gururları ve bağımsızlıklarından" vazgeçmeyeceklerini tahmin etmişti.

Askeri işgal tanımı gereği baskıcı bir şeydir. İşgal, hem işgal edenler hem de işgale direnenler açısından insan hayatının değerini azaltan ve ve insana zulmeden bir kültür yarattı.

etkileri 50 yıl sonra hala hissediliyor

1990'ların başlarında 1967 savaşının sonuçlarınıgeriye çevirmeye yönelik barış görüşmeleri başladı. 1993 yılında ABD Başkanı Bill Clinton'un arabuluculuğunda yapılan görüşmelerde artık başbakan olmuş olan İzak Rabin eski düşmanı Yaser Arafat ile Beyaz Saray'in çimenlerinde el sıkıştı.

Barış süreci daha baştan her iki taraf için de birçok açmaz içeriyordu. Fakat ellerindeki en iyi seçenek buydu.

Aşırı sağcı İsrailliler ise barış sürecinden çok tedirgin oldular. Tanrı'nın Yahudi halkına bahşettiği toprakların sahibi olma rüyasının son bulacağını düşünüyorlardı. Rabin 1995'te Tel Aviv'de aşırı görüşlü bir Yahudi tarafından öldürüldü. Rabin, İsraillilerin güvenlikleri konusunda tamamen güvenebilecekleri bir isimdi. Barış sürecini anlatabilmesi mümkündü. Bu sebeple de öldürüldü.

Barış süreci bir daha aynı şansı yakalayamadı. 1967'den 50 yıl sonra ABD Başkanı Trump kendisinden önceki birçok başkan gibi İsrail ve Filistinlileri barış masasına oturtmayı umuyor.

1967'de yaşanan o 6 günlük savaş, bölgedeki halkların 50 yıldır hala barış içinde yaşayamaması sonucunu yarattı.

Eğer kapsamlı görüşmeler gerçekleşebilirse, o masada, 1967 savaşında işgal ve kısmen de ilhak edilen toprakların kaderi de olmak zorunda.

Bunların içinde en zorlusu da tartışmasız, dini, kültürel ve ulusal fay hatlarının kesiştiği yer olan kutsal topraklar ve onun kalbindeki Kudüs'ün kaderi olacak.

Bu Arap İsrail savaşları, aslında Filistin Araplarının, mısır ve Ürdün devletlerinin savaşı iken, İsrail’in golan tepelerine göz dikmesi süriye yöneticilerinin, Arap toplumlarının safın da yer alması nedeni ile bir oran da Suriye de esastan ilgilendiren, bir savaş haline gelmiştir. İsrail Arap devletleri içerisin de düzenli ordusu olan ve sürekli olarak önce Sovyetler birliği, sonra Rusya federasyonu ile sürekli iş birliği halin de bulunan Suriyeyi  hedef  seçmek durumun da kalmıştır. Bu nedenledir ki israilin arkasın da yer alan ABD  büyük Ortadoğu projesi uyarınca, İslam Arap toplumlarını, önce karıştırıp, parçalamak sonra da bu toplumlara küçük küçük devletler vererek tam manasıyla hakim olmak suretiyle İsrail ve kendisi için tehlike olmaktan çıkarmak İsrail yardımcı olacak, israili Araplar karşısın da, yalnız kalmaktan kurtaracak bir Kürt devleti kurmak amacıyla harekete geçtiğini görmekteyiz. ABD’nin bu amaçla İslam arap toplumları nezlin de Arap baharı harekatını başlatarak, otoriter rejimlerle yönetilen Arap devletleri içerisin de karışıklıklar çıkardığını görmekteyiz. Zaten önceden iftiralar atarak, Avrupalı müttefikleri ile birlikte askeri müdahale ile girdiği ırakta Saddam Hüseyin rejimini devirip saddamı öldüren ABD, arkasından libyaya yönelip onu iç savaşa sürüklemiş, Muhammer kaddafiyi öldürerek orasını da karışıklıklar içerisin de bırakmıştır. Aynı tutumunu Tunus, ve mısır da devam ettiren ABD ve müttefikleri israilin en büyük korkusu olan karşısın da sağlam durmayı başaran Suriye de ki Esat rejimine de uygulamaya yönelmiştir. Ülkemiz yönetimi bütün bu harekatların da yanın da yer aldığı ABD ye karşı direnmeyip onun hedef gösterdiği Arap liderlerine karşı aynı tutumu gösterdiğinden Türk devleti olarak zarar görsek de maalesef ABD ve müttefikleri safın da yer almayı sürdürmüşüzdür. İsrail ve ABD Arap baharı uygulaması ile Suriye ve başın da ki Esat rejimini hedef aldıkların da Ortadoğu projesinin eş başkanı olan yöneticilerimiz nedeni ile Suriye bizim de hedef aldığımız bir devlet haline gelmiştir. Oysa Cumhuriyetin kuruluşundan Arap baharına geçen süre içerisin de dostça olmasa da aramız da çarpışma yaşanmayan Suriye ile sul halin de bir yaşamamız olmuştur. aslında Fransız mandasından çıkıp ülkemize eklenen Hatay ve İskenderun  bölgesini kendisinden koparılmasını hiçbir zaman hazmedememiş çok yakın zamanlara kadar bu bölgeyi Suriye haritaları üzerin de kendi sınırları dahilin de göstererek buralar da gözü olduğunu saklamamıştır.

 

 Atatürk devrinden itibaren milli devlet olan Türkiye Cumhuriyeti, Suriye toprakları üzerin de hiçbir zaman herhangi bir kesim için hak iddia etmemiştir. Ne var ki atatürkün bertaraf ettiği Osmanlıcılar, hilafetçiler daha geniş mahiyette ümmetçiler Suriye toprakların da gözü olmaya devam etmiş Türk devletinin Suriyeyi kendine dahil edeceği günleri hayal etmeye devam etmiştir. Bu karşılıklı hayaller nedeni ile Türk devleti Suriye toprakların da yer alan İslam dini kökenli İslam kardeşliği gibi isimler taşıyan terör örgütleri desteklemeyi Suriye rejimi de Türk toprakları üzerinde Kürt devleti kurmayı amaçlayan Pkk ve türevlerini desteklemeyi sürdürmüşlerdir. Arap baharı öncesin de bugün ki ülke yönetimimiz daha doğrusu bugün ki iktidarımız komşularımızla kabaca sıfır sorun diyebileceğimiz bir dış siyaset uygulaması ile Suriye ile ilişkilerini sıklaştırmış hatta ortak kabine toplantısı yaparak iki ,devletin üst düzey yöneticileri arasın da samimi görüntüler veren durumlar sergilemişlerdir.

Hatta bugün ki iktidar öncesi dönemler de pkk’nın başı olan Abdullah öcalını suriyeden çıkaran Esat rejimine karşı bizim yöneticilerimiz de İslami cihatçıları ve benzeri örgütleri  desteklemeyi gevşetmişlerdir düşüncesindeyim.  Gerçi devletimizin bu tür örgütleri desteklediğini resmiyette ispatlamamız, veya devletimizin buna yarayacak kanul ve açıklamaları hiçbir zaman olmamıştır. Bu konu şahsi yorumumdur. Ortak kabine toplantılarına varacak şekilde samimi yakınlaşmalar, arap baharı uyarınca, Suriye de karışıklıklar çıktığında ülkemiz ABD ile birlikte Esat rejimi karşıtlarının rejiminde yer almış onları desteklemeye başlamıştır. Suriye de çıkan iç karışıklıklar iç savaşa dönüştüğün de Suriye rejimi Rusya federasyonu yardıma çağırmış yardıma hazır olan İran devletinin de yardımlarını alarak muhaliflerini ezmeye başladığın da ülkemiz de muhalifleri destekleyip örgütleyen ABD ve Avrupalı müttefiklerin yanın da yer alarak esat rejimine hasım olmuştur. Rusya ve İranın yardımıyla hasımlarını durdurmayı başaran Esat rejiminin ortadan kaldırılmayacağını anlayan Türkiye bence anlaşılması oldukça zor bir siyaset uygulamaya yönelmiştir.

Bir yandan esat rejiminin ve rusyanın bir yandan ABD mütefiklerin desteğini alan ypg ve pyd’nin dolayısıyla pkk’nın ülkemiz ve sınırlarımız için arz ettiği tehlikeyi bertaraf etmek için bu örgütleri hedef alan askeri harekatlara yönelmiş bazen ABD ile bazen Rusya federasyonu ile işbirliği halin de çalışmalara yönelmiştir. Bu siyaset Suriye de izlenen yol ülkemize ne getirecektir. Bunu zaman gösterecektir. Ama şurası bir gerçektir ki Suriye de çıkan çatışma ve iç bunalımın yurt dışına kaçmak zorun da bıraktığı Suriyeli göçmenlerin büyük çoğunluğu sınırlarımızı açıp onları kabul etmemiz yüzünden ülkemiz topraklarına dağılmıştır. Onların katılımı onların yaşamını düzenli kılabilmek için yapılan harcamalar dolayısıyla ülkemizi ekonomik açıdan zora sokarken Suriyeli sığınmacıların ülkemizde ki bireysel yaşamları gereği türk vatandaşları ile sosyal ilişkileri  medeni halleri daha açık tabir ile karşılıklı kız alışverişi ile milletimizin ırksal açıdan ve kültürel açıdan tehdit etmeye bozmaya başlamıştır. Çünkü bir Arap birey ile Türk birey evlenmesi sonucu olarak çıkan çocukları türk de arap da olmazlar hali ile biyolejik açıdan melez ırk olan bu çocuklar türk ırklığının saflığını bozacak artan nufusları ile türk toplumunu melezleştircektir. Aynı şey dil nedeni ile diğer kültür ögelerinin kabulu ile kültürel saha da da aynı türden olacaktır. Ülkenin dil birliği bozulan ülkenin milliliği de kaybolacaktır. Bunun bugün büyükşehirlerimiz de sokağa çıktığımız da hemen görmek ve hissetmek mümkündür.

Nitekim bir gezi içim gittiğin İstanbul da sahayı daha daraltarak söylemek gerekirse ben gördüğüm gibi bakıldığın da her han görmek mümkündür. Şunu da vurgulamak isterimdir . Suriye sorunu ülkemiz açısından bunlar ve benzeri tehlikeler arz ederken Rusya federasyonu için yarar sahalayan ABD için yarar sağlayan çalışmalar ve girişimler olmuştur. Rusya Suriyeye müdahil olmakta akdenize inmiş orada gerek hava gerek kara gerekse deniz üstleri elde etmiştir. Artık Rusya Ortadoğu konuların da Suriyeye dayanarak söz sahibi olduğu gibi kendi doğalgaz üretimi ile elde ettiği doğalgaz gelirini tehdit edebilecek doğu Akdeniz doğalgazı üzerin de de söz ve hak sahibi olmuştur. üstelik, bizim tutumuz ve ABD ile sürtüşmemiz sayesin de natoyu da birbirine düşürme imkanınızı elde etmiştir. ABD ise suriyenin petrol bölgelerine el koymayı gerçekleştirdiği gibi eğitip silahlandırdığı ypg ve pydliler sayesin de gelecek de israile kardeş bir kürt devleti kurmanın zeminini hazırlamayı başarmış görülmektedir. Aynı zaman da İrana karşı İsrail ile ortaya bir engel koyarak iranın israile karşı gerçekleştireceği tehlikeleri perteraf zeminini hazırlamaya imkan bulmuştur.

Şurası bir gerçek ki Suriye olayları nedeni ile gerek Rusya gerek ABD ayrı ayrı silah satma imkanını da elde etmişlerdir. Sözün kısası Rusya ve ABD devletleri ve onların müttefiklerinin araların da geçen Suriye ye hakim olma yolunda ki son çatışmalar yaşanan savaşlar iç huzursuzluklar her ne kadar, şu anki konum da Suriye üzerin de geniş mahiyette Rusya’nın hakimiyet kazandığını göstersede bugünün suriiyesine hakim olma savaşları henüz sona ermemiştir. Hala devam etmek de olup belki de farklı safhalarla devam etmeyi sürdürecektir. Nevar ki bu savaş, belki de suriyenin üniter yapısını ortadan kaldırıp fedaral bir ortaya çıkarması da mümkündür.

Bu savaşlardan en zararlı çıkıcak olan devletimizi görmekteyim. Federal olarak sürdürmek amacımız bize gönderdiği sığınmacılar sayesin de bizim toplum yapımız, ulusal yapımız milli homejenliğimiz ortadan kalkmıştır. Bu gelecek yaşam da daha bariz olarak görülecek ve yaşanacaktır. Suriyenin ve orta doğunun hakimiyetinin elde edilmesi çabaları büyük devletlerin bu konu da çalışmları nedeni ile ara ara bitse bile daima süreceği muhakkaktır.

09/12/2019 - 09:45
Ali Akkoç
0 Yorum
261 Okunma
Makaleyi Yazdır
YORUM YAZ
Künye Sık Kullanılanlara Ekle Giriş Sayfam Yap Rss - Xml Siteme Ekle İletişim
Sitemiz sadece internet üzerinden yayın yapmaktadır.
Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.
2011
© Bandırma Yaşam Gazetesi - Bandırma ve Bölgenin Güçlü Sesi bandırma haberleri bandırma gazete bandırmadan haberler
Kodlama : Networkbil.net