Künye Rss Siteme Ekle İletişim
GÜNDEM 1. SAYFA VİDEO-HABER EKONOMİ SPOR EĞİTİM KÜLTÜR SANAT TEKNOLOJİ KADIN AİLE YEREL
Ana Sayfa > Ali Akkoç > TARİKATLAR DEMOKRASİ İÇİN EN ÖNEMLİ TEHLİKELERDEN BİRİDİR
TARİKATLAR DEMOKRASİ İÇİN EN ÖNEMLİ TEHLİKELERDEN BİRİDİR
22/09/2020 - 01:27
Ali Akkoç
0 Yorum
120 Okunma
Makaleyi Yazdır
Diğer Yazıları
BANDIRMAMIZIN SOKAKLARINA, CADDELERİNE İSİMLERİ VERİLMİŞ ASKERİ ŞAHSİYETLERİ TANIYALIM
BANDIRMAMIZIN SOKAKLARINA, CADDELERİNE İSİMLERİ VERİLMİŞ ASKERİ ŞAHSİYETLERİ TANIYALIM
BANDIRMAMIZIN SOKAKLARINA, CADDELERİNE İSİMLERİ VERİLMİŞ ASKERİ ŞAHSİYETLERİ TANIYALIM
BANDIRMAMIZIN SOKAKLARINA, CADDELERİNE İSİMLERİ VERİLMİŞ ASKERİ ŞAHSİYETLERİ TANIYALIM
BANDIRMAMIZIN SOKAKLARINA, CADDELERİNE İSİMLERİ VERİLMİŞ ASKERİ ŞAHSİYETLERİ TANIYALIM
BANDIRMAMIZIN SOKAKLARINA, CADDELERİNE İSİMLERİ VERİLMİŞ ASKERİ ŞAHSİYETLERİ TANIYALIM
DİNLER TARİHİNDE ŞEYTAN KÜLTÜ VE ŞEYTANLAŞAN İNSANLAR

İslam dünyasında Hz. Muhammed ve dört halife devri sonrasında mezheplerin ve tarikatların ortaya çıkıp İslam dünyasını parçalanmaya başladığını söylemenin mümkün olduğu düşüncesindeyim. İslam’ın ilk evresi olan Hz. Muhammed devresi ve Hz. Muhammed’in takipçisi olan dört halife devri İslam dünyasının birlik ve beraberlik içinde parçalanma arz etmeden altın çağını yaşadığı bir devredir. Bu devrede İslam toplumu Kuran hükümlerine göre yaşamış başta peygamber olmak üzere onu takip eden halifeler yönetim hakkını tanrıdan almışlardır. Yani İslam toplumunu tanrının koyduğu hükümlere göre yönetip toplum yaşayışını tanrının Kuranda dile getirdiği istek ve tavsiyelerine göre yaşatmaya gayret etmişlerdir. Ancak dört halife devrinin şekli açıdan demokrasi yönetimine benzeyen özellikler gösterdiğini de söyleyebilmek mümkündür. Çünkü halifeler demokrasilerde görülen seçimle iş başına gelme yöntemiyle göreve gelmişlerdir. Biat yoluyla iş başına getirilen halifeler bu biat nedeniyle seçimle iş başına gelmiş sayıldıklarından bu şekli uygulama nedeniyle devirlerindeki yönetim şeklini demokrasi yönetimi saymak mümkünse de temelde yönetimdeki hakimiyet kaynağı tanrıdır. Haktır bu yüzden bu dönem yönetimi de dahil olmak üzere İslam dünyasında görülen yönetim şekillerini teokratik hatta monarşik yönetimler saymak daha yerinde bir telakki olacaktır görüşündeyim. Emevilerden itibaren monarşik teokrasi şekline bürünen İslam toplumlarının yönetimi Osmanlıların 1. Meşrutiyet ilanına kadar mutlaki monarşik teokratik rejim şeklinde devam etmiştir. Meşrutiyetin ilanından yıkılışına kadar Osmanlıda demokratik bir rejimden ve demokrasiden söz etmek yine de mümkün değildir kanaatindeyim. Osmanlı da seçimler partiler olsa da devlet yönetiminde yönetim hak sahibi olmak için halka değil hanedana mensubiyete ve Hz. Muhammed’in temsilcisi olma durumlarına dayanarak ülke yönetimi gerçekleştirilebilmektedir. Devlette anayasa olsa bile Kur’an hükümleri de yargıda genel geçer olup hukukun önemli kuralları ve uygulamaları Kuran hükümlerine dayanmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti ilan edilip Cumhuriyet rejimi teşkilatıyla devlete ve ülkeye hakim olunca durum değişmiş yeni rejim saltanatı ve hilafeti kaldırıp parlamenterlik hukuka dayalı rejimi getirince ülke yönetiminin hakimiyet kaynağı halk olmuş ve Türkiye Cumhuriyeti demokrasi ile yönetilen bir devlet olabilmiştir. Türk milletine bir sürü mücadelelerden sonra kazandırılan demokrasimizin ve demokratik sistemimiz gibi yeni devletimizin yıkılan monarşik ve teokratik Osmanlı devleti hilafetin şeriat sistemi denilen dini kurallara gerçekleştirilen bir yönetimin devri ilk günden bugüne demokrasimizi tehdit eden tehlikeler ve unsurlar arasında en baş sırayı şeriat rejimi hilafet ve saltanat rejimi arzusunda olup bu rejimleri gerçekleştirmek için teşkilatlanma ve çalışma peşinde koşanlar oluşturmuştur. Bu tür çabaları gösteren birey ve kitleler en fazla çalışabilme imkanı siyasi amaçlara ekonomik imkan ve amaçlara yönelen tarikatlar ve cemaatler içerisinde sahip olabilmişlerdir. Aslında İslam bireylerin toplu ibadetleri toplu dini bilgilenmeleri maksadıyla oluşmuş olmaları gereken tarikat ve cemaatler kuruluşlarını müteakip çoğunlukta bulaştıkları siyaset sayesinde içinde bulundukları toplumun yönetsel faaliyetlerine ve icraatlarına el atmaya başladıkları gibi yardımlaşma amacıyla önce bireyleri arasında gerçekleştirdikleri ekonomik ittifak ve çalışmalarla kısa zamana da sahip olabildikleri nakli güç ekonomik güçlerde hem toplumun siyasetine sosyal kültürel icraatlarına ve oluşumlarına ekonomik faaliyet ve oluşumlarına müdahale edebilecek durumlara gelebilmektedirler. Düşüncesindeyim. İşte tarikat ve cemaatlerin kavuşabilecekleri ekonomik sosyal ve siyasal güçleri sahip oldukları üye sayıları nedeniyle kazandıkları oy atan siyasalları ülke yöneticileri ülke iktidarları üzerinde hatta muhalefetleri üzerinde baskı unsuru durumuna getirebilmekte onlara ülkede ki mevcut rejim veya değiştirilebilmesi konusunda söz sahibi olabilme imkanı yaratmakta düşüncesindeyim. Birde bu tarikat ve cemaatler içerisinde mevcut rejimin yıkılıp yerine hilafet ve saltanat veya şeriat devletleri hayali ve arzusu peşinde olanların yer alıp kendi amaçları doğrultusunda içinde yer aldıkları tarikat veya cemaat kitlesini çalışmaya sevk eden bireylerin olması içeride bulundukları tarikat ve cemaatleri bu konuda yönlendirmesi bu duruma getirilen veya düşürülen tarikat ve cemaatleri mevcut rejim için çok daha büyük tehlike haline sokabilecek bir durumdur.  Yönetenlerce gözden uzak tutulmayıp sadece üyelerinin ibadetleri ile ilgili faaliyetlerini gerçekleştirip ülkenin genel mahiyette siyasetini sosyal ve kültürel yapısını ekonomik yapısını etkilemeye yönlendirmeye yönelik çabaları ve çalışmalardan uzak kalmalarını sağlaması şarttır.

Sözün kısası demokrasimiz açısından ibadet faaliyetleri dışında icraat ve çalışmalara yönelen cemaat ve tarikatlarının demokrasi ve demokrasimiz açısından tehlike teşkil edebileceği ülke iktidarları muhalefet partileri ve tüm Türk milleti tarafından göz ardı edilmemeli unutulmamalı kanaatindeyim.  

Bunu söylerken tarikat sisteminin ve tek tek tarikatların tarih boyunca monarşik rejimleri teokratik rejimleri destekleyen ayakta tutan oluşumlar olduğunu hatırımızdan çıkarmamamız gerektiğini hatırlatırım hatta kurtuluş harp başında teokratik meşruti bir rejim olan Osmanlı devletinin devam etmesine engel gördükleri onu ortadan kaldıracağını düşündükleri Kuvayı milliye ile mücadeleye yönelik bir kısım tarikat mensuplarının isyanlar çıkardığını da unutmamamız gerekir aynı tarikat mensuplarının cumhuriyetin kuruluşundan başlayarak ilk yıllarında bazı tarikat guruplarının öncülüğünde şeyh Sait isyanını, Menemen isyanını, Şeyh Riza isyanını çıkararak Cumhuriyetimizi yıkmak istediklerini açık açık görmüşüzdür. Bütün bu örneklerde gösterir ki tarikatlar ibadet sistemi olmaktan çıkarılıp siyaset unsuruna dönüştüklerinde demokrasi rejimleri için demokrasi için önemli bir tehdit unsuru olabilirler.          

22/09/2020 - 01:27
Ali Akkoç
0 Yorum
120 Okunma
Makaleyi Yazdır
YORUM YAZ
Künye Sık Kullanılanlara Ekle Giriş Sayfam Yap Rss - Xml Siteme Ekle İletişim
Sitemiz sadece internet üzerinden yayın yapmaktadır.
Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.
2011
© Bandırma Yaşam Gazetesi - Bandırma ve Bölgenin Güçlü Sesi bandırma haberleri bandırma gazete bandırmadan haberler
Kodlama : Networkbil.net