Gerçeklerin bilinirliği ve Türkiye’nin geleceği
05/11/2019 - 11:39

Barış Pınarı Harekâtı ve sonrası çok yoğun geçen gündem bugünlerde tekrar durağanlaştı mı yoksa ben mi öyle hissediyorum? ABD, İngiltere öyle görülüyor ki seçim atmosferine girdi. Gündemleri ağırlıklı iç siyasete yönelik. ABD Temsilciler Meclisinin önce Türkiye hakkında hem yaptırım, hem de sözde Ermeni iddiaları ile ilgili aldığı kararın ardından Başkan Trump’ın azli konusundaki süreci başlatması iç politika hedefli dış politika hamleleri olarak görünebilir.

Şunu unutmamak gerek; Ermeni olayının bütün kurgusu ABD Evanjelist misyoner hareketinin ürünüdür. 200 yıllık bir sürecin bu açıdan bütün kurgusu tarafımızdan çözülmedikçe ABD hem iç politika kaygıları, hem de uluslar arası arenada bizi sıkıştırmak için kullanacaktır.  Türkiye önüne bir daha Ermeni kartı konulmaması için öncelikle bu kurgunun bütün sürecine hâkim olmak zorundadır. Öncelikle bir dönem Evanjelist Misyoner hareketinin Harput Kolejinde müdürlüğünü yapmış, sonrasında bu hareketin bölgesel yöneticiliğini üstlenmiş, bununla da kalmayıp Osmanlı Devleti sorumluluğunu yönetmiş, Boston’da bulunan merkezin Genel Sekreterliğinde bulunmuş sonraki aşamada Lozan Anlaşmasında ABD adına gözlemcilik yapmış James L.Barton gibi isimler ve yaptıkları bilinmedikçe çözemezsiniz. Tıpkı bir dönemin James L. Barton’un üstlendiği görevin güncel versiyonunu 25 Yıl boyunca Rahiplik görüntüsü altında bütün işi Kürtler üzerinde çalışma ile sürdüren Rahip Buronson gibi.

Hem İngiltere’nin, hem de ABD’nin seçim atmosferinde olması ve iç siyasete odaklanması bizleri rehavete sürüklemesin. Asıl böyle dönemlerde kurgu ve oyunlar planlanır. Zaten bunların görevleri şimdilik Fransa’ya verilmiş durumdadır. Fransız Parlamentosunun Harekât konusunda kınama kararı alması bunun göstergesidir.  Bu noktada Fransa’nın Türkiye ve özel olarak Suriye ile ilgilenmemesi imkânsızdır.

Çünkü Türkiye Hukuken Fransa’nın yedi eminindedir. Bugün Lozan Anlaşması’nın orijinal tek nüshası Fransızların korumasında olduğu gerçeğini herkes bilmektedir. Lozan’da bugün Suriye Sınırı diye bildiğimiz çizgiler Fransa’nın istediği şekilde belirlenmiştir. Lozan imzalanırken Suriye diye bir devlet yoktu. Muhatabımız Fransızlardı. Yani Lozan’da sınır komşumuz Fransa idi.  Bugün Suriye Sınırımızda olup bitenlerin Lozan gereği bütün muhatabı aslında Fransızlardır.

Sonuç olarak Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluş Anayasası olarak kabul edilen Lozan Anlaşmasının aslı ve ekleri Fransızların koruması altındadır ve bizim elimizde orijinali sayılacak bir nüshası yoktur.

Tüm buraya nereden geldik? Bugün yaşadıklarımızı sadece güncel olaylar olarak algılarsak yanılırız. Yaşadıklarımızın her zerresinin tarihi bağlarda yeri olduğunu bilmek zorundayız.  Aleyhimize de olsa öğrenilen her bilgi elimize geçen güçlü bir silahtır. Ne kadar tehlikeli de olsa bilgi öğrendikten sonra tehlike olmaktan çıkar. Bu nedenle gerçekleri ne kadar acıtsa da bütün detaylarına kadar öğrenmek zorundayız.

Türkiye’nin geleceği geçmişten günümüze gelen bütün süreci halkın doğruları en küçük ayrıntısı ile öğrenmesinden geçiyor. Hayal kırıklıkları yaşansa da, acı gerçekler ortaya çıksa da Türkiye’nin geleceğini bu topraklarda yaşayan her ferdin tarihi gerçekleri öğrenmesine bağlıdır. Algı operasyonlarından kurtuluşuna bağlıdır.

Kalın sağlıcakla…