Daha adil ve sürdürülebilirliği olan bir yaşamı istememiz!
9/02/2020 - 09:13

Türk Dil Kurumu Sözlüğünde “Adil” kelime anlamı; Adaletle iş gören, adaletten, doğruluktan ayrılmayan, hakkı yerine getiren, adaletli yazmaktadır.

Günümüz de google’da en çok aradığımız kelimelerin başında “Adil” sözcüğü gelmektedir. Neden daha adil insan yapısını aramaktayız!

Kuran-ı Kerim’de mealen; “Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar Allah onlara (sizden) daha yakındır. Hislerinize uyup adaletten sapmayın, (şahitliği) eğer, büker (doğru şahitlik etmez), yahut şâhidlik etmekten kaçınırsanız (biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan haberdardır” der. (Nisa;135)

Anayasanın 2 nci maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” yazmaktadır.

Oysa Türkiye’yi yöneten siyasi bürokratlar adil değil mi? sorusu ile karşı karşıya kalmaktayız. 

Anayasa’da yazılı kurallar yeterli değil mi? Kuran-ı Kerimde de belirttiği gibi Allah için şahitlik eden kimseler olun demektedir.

Adalet adil midir? Dünyanın adaleti ayakları üzerinde ters mi duruyor? Gibi sorularımızı sorabiliriz.

Bush’un üzerine ayakkabılarını fırlatan Iraklı zapatista, üç yıl hapis cezasına mahkûm edildi. O daha iyisini, bir madalyayı hak etmiyor muydu?

Terörist olan kim? Ayakkabı fırlatan mı yoksa ayakkabı ile ezen mi? Yalan söyleyerek Irak savaşını yaratan, bir yığın insanı öldüren, işkenceyi onaylayan ve uygulanması emrini veren seri katil bir terör suçlusu değil mi?

Niçin adaletin tek gözü kör? Kim haklı kim haksız?

Eğer gerçekten uluslararası adalet varsa; niçin güçlüler hiçbir zaman yargılanmazlar?

Onlar mahkûm değiller. Cezaevlerinin anahtarlarının sahibi onlar oldukları için mi?

Niçin Birleşmiş Milletler’de veto hakkına sahip beş güç dokunulmazdır? Bu hakkın ilahi bir kökeni mi var?

Savaşı iş haline getirenler barışı mı koruyacaklar?

Esas işleri silah üretmek olan bu beş gücün, dünya barışından sorumlu olması adil mi?

Var olmak sahip olmaktır diye gece gündüz tekrarlanan; arabaya sahip ol, markalı ayakkabıya sahip ol, sahip ol, sahip ol… Ve o, sahip olmayan var olmuyor mu?

Biz insanlar karşılıklı olarak birbirimizi yok etmede uzmanlaşmış, doğayı ve onun canlılarını da yok etmekte olan bir imha teknolojisi geliştirdik.

Bu teknoloji korkuyu besliyor. Bu korku, polisiye ve askeri savurganlıkları haklı gösteren düşmanları üreten bir korkudur. Peki, bizler ölüm treninde; korkuyu ölüme mahkûm etseydik nasıl olurdu? Profesyonel dehşet vericilerin, bu evrensel diktatörlüğüne son vermek sağlıklı olmaz mıydı?

Panik ekiciler, bizi yalnızlığa mahkûm ediyor ve bize dayanışmayı yasaklıyorlar. Altta kalanın canı çıksın, birbirlerini yesinler, bu komşu daima bir tehlike, dikkat, çok dikkat et, bir şeylerini çalar, o sana tecavüz edecek, eğer şu kadın sana bakarsa, şu masum görünüşlü komşu, eminim ki sana domuz gribi bulaştıracak…

Alt üst olmuş bu dünyada, ortak düşünce ve adaletin sağlanmasına yönelik en basit eylemler karşısında bile korku yaratılıyor. Elbette, bu cüret, mümkün olan tek düzen bizimkidir diyenlerin geleneksel ırkçı bakış açısından bir felaketti.

Askeri diktatörler ve hırsız siyasiler, uluslararası bankalar tarafından her zaman şımartılmış olsalar bile; biz, zaten halkın, kendisini sopalayan sopanın ve kendisini yağmalayan aç gözlülüğün bedelini ödemesini kaçınılmaz bir kader gibi kabul etmesine alışmadık mı?

Tarihin gelişim aşamaları bazen kötü biter; ama o, Tarih, bitmez. Elveda derken daha sonra görüşmek üzere, der.

Türkiye İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması (Türkiye İBBS)

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayımlanan Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması verilerine göre 2018’de gelir dağılımı en adil bölge Doğu Marmara bölgesi (Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bolu ve Yalova) illeri, olarak kayıtlara geçerken,gelir dağılımında en adil bölge olurken, İstanbul ise gelir dağılımında en adaletsiz bölge olarak kayıtlara geçti. Bir önceki yıla göre gelir dağılımı en hızlı düzelen bölge ise Ortadoğu Anadolu bölgesi; (Malatya, Elazığ, Bingöl, Tunceli /Van, Muş Bitlis, Hakkari) oldu.

3 Bölgede İyileşme Gözlendi.Geçen yıl bir önceki yıla göre 3 bölgenin gelir dağılımında iyileşme olurken, 9 bölgenin ise gelir dağılımında bozulma meydana geldi.

 

 Hukuk Devleti ilkesi; Kişilerin, hangi mahkeme önünde yargılanacaklarını ve mer’i mevzuat önünde hak ve sorumluluklarının ne olduğunu kesin olarak ve önceden bilmelerini mümkün kılmak, bağımsız ve tarafsız mahkemeler önünde yargılanma haklarını güvence altına almak, yargıya olan güveni sağlamak ve yürütmenin yargıya müdahalesini olabildiğince önlemek amaçlarımız olmalıdır.

Gelir adaleti; 1982 Anayasasının “Kanun Önünde Eşitlik ” başlığını taşıyan 10’uncu  maddesi şöyle demektedir:Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde acilen fabrika ayarlarına dönmek, “Hukuk Devleti İlkesi” ve “Kanun Önünde Eşitlik ilkesi”ne uygun olarak hareket etmelidir. Başka Türkiye yok, yok, yok.

·         Olmayalım ayrı gayrı,Gelin dostlar bir olalım.

·         Yoktur birin birden farkı,Gelin dostlar bir olalım.

 Saygılarımla