Sonsuza Dek Sürdürülebilir Tarım Derneği
23/07/2020 - 01:31

Sayın Katılımcı, Balıkesirimize ve Ülkemize katkıda bulunmak ve gelecek nesillerin yaşamını doğayla uyumu hale getirmek, atalık tohumlarımızın araştırılıp bulunması ve kayıt altına alınması, gelenek ve göreneklerimizi doğaya uyumlu olarak atktarmak istiyoruz. Siz de bu görüşlerimize destek olmak istiyorsanız, lütfen görüşlerinizi tarafımıza bildirmenizi istirham ediyoruz.

Sonsuza Dek Sürdürülebilir Tarım Derneği (SDSTD) (1)

Sürdürülebilir Tarım ve Hayvancılık Derneği (STHD) (2)

Sürdürülebilir Tarım ve Hayvancılılığı Yaşatma Derneği (STHYD) (3)

Sürdürülebilir Tarım ve Hayvancılılığı Kalkındırma Derneği (STHKD) (4)

 Artık çiftçilerimiz atalık tohumlar dediğimiz sürdürülebilir tohumları üretip satamıyor ve kullanamıyor yasaklanan bu tohum kültürü kendi içinde bir döngüye sahip bildiğiniz üzere bu sene ekiyorsunuz seneye ürünü hasat edip bir kısmını gelecek seneye tohumluk ayırıyorsunuz. Bu döngü sonsuza dek sürdürülebilir tarımı sağlıyor size, bu döngü sayesinde tohumlar kendi kendini yeniliyor daha dayanıklı hale geliyor çünkü doğa her seferinde ekilen bu tohuma katkıda buluyor doğal yollarla birbiri ile çaprazlanan benzer türler sayesinde daha dayanıklı daha verimli daha sağlıklı yeni nesil ürünleri ortaya çıkartıp insanlığın hizmetine sunuyor… 

5553 sayılı bu yasa ile yasaklanan yerli tohumlar yerini hibrit dediğimiz kimyasal tarım için geliştirilmiş GDO yani “Genetiği Değiştirilmiş Organizma” ya bırakmıştı çünkü “standart tohum” diye satılan f1 ve f2 sertifikalı bu tohumları kullanan çiftçi hem devlet teşviklerini dönüm başına alabiliyor hem mazot vs. giderler için rahatlıkla kredi çekebiliyor ve ürettiği ürünlerde atalık tohum dediğimiz yerli tohumlardan 2 kat daha fazla ürün vermekte bu durumda eski tohumlar yok olması kaçınılmaz.

Sebebi ise tüketicinin tercihi mecburen hibrit tohumlarda yani GDO lu üründen yana bunun sebebi ürünün ucuz olması ve paramızın alım gücünün düşük olması başı çekiyor. Hibrit tohumlarla üretilmiş konvansiyonel tarım ürünlerinin görüntüsü rengi standarda bağlanmış aynı kalıptan aynı fabrikadan çıkmış gibi oysa yerli ürün yani sağlıklı ürünler şekilleri bozuk renkleri birbirinden farklı tamamen doğanın tohuma verdiği şartlara bağlı olarak yetişmekte.

Örneğin Domates; marketlerde ve manavlarda gördüğümüz domatesler, inceleyin hepsi kıpkırmızı standart boyda ve dışarıdan öyle güzel görünmekte ki ama bu aldatıcı bir durum çünkü sağlıklı olmuyorlar test etmek ise mümkün örneğin sağlıklı domates doğal yolla yetiştirilmiş ise buzdolabının dışında mutfak ortamında bıraktığınızda en fazla 3 gün içinde yumuşamaya, buruşmaya ve çürümeye başlıyor.

Süreç en fazla 7 gün sürüyor ve domates çürüyüp çöp oluyor oysa konvansiyonel tarımla üretilmiş GDO lu bir domates buzdolabı dışında mutfak ortamında bırakıldığında hiç yumuşamadan 10 15 gün durabiliyor buruşma evresi ise daha uzun 15 20 gün ve hatta daha uzun gün sayısı geçtiğinde ancak çürümeye başlıyor bu süreç bazen 25 günü geçiyor. 

Yani hibrit domatesimiz eğer bol ilaç yani kimyasal ile korunmuş ise normalden 3-4 kat daha uzun süre dayanıyor sağlık açısını siz düşünün artık. 

Domateslerin tadı Doğal ve kimyasal’sız üretilmiş ise mis gibi aromasının kokusunu kestiğiniz an hatta kesmeden hissediyorsunuz ama konvansiyonel üretimle üretilmiş domateste bu kokunun zerresi bulunmuyor tadı kötü olduğu gibi bazılarının içinden normalde toprağa ektiğinizde çıkması gereken filizler daha domatesin içindeyken bazı tohumları filizleniyor çoğumuz bu duruma denk gelmişizdir.

Çiftçi yerli tohumla sebze üretebilir ama ürün rekoltesi yarı yarıya olduğu için daha pahalıya mâl oluyor bunun yanında yerli tohumla üretim yapan çiftçiler ne teşvik alabiliyor nede kredi çekebiliyor kanunlar artık bunu yasaklıyor uymayanlara da hapis cezası veriyor….

Bu durumda yerli tohumlarımız yok olmaya mahkûm edilmiş oluyor ister istemez. 

Örneğin Diyarbakır Karpuzu meşhur karpuzumuz artık ülkemizde yetişmiyor tohumları alınan bu karpuzlar artık İspanya da yetiştirilip ithal ürün olarak ülkemize getirilip bizlere satılıyor…. İspanya yılda 25 milyon dolar bizim karpuzumuzu bize satarak gelir elde ediyor…

Ne acı değil mi…?

Yerli tohumlarımız birer birer yok oluyor. Bir şeyler yapmamız gerekiyor işte bu projenin var olma sebebi…

Bir yandan durum böyle iken diğer yandan son 20 yılda köylerden kentlere göç başlamış bunun sebebi ise ithal ürünlerin yurda büyük bir hızla ve çok miktarlarda sokulmasıydı artık ithal ürünler sayesinde tüm sebze ve meyveler ucuzladığı için çiftçinin kazancı bitme noktasına geldiğinden artık gençler büyük şehre göç ediyorlar, ailelerini kente taşıyor ve çiftçilik yapmaya son veriyorlar. Çünkü eskisi gibi ekmek biçmek kazandırmıyor ailesine bakamayan köylü kesim büyük şehre göç edilmeye zorlanıyor.

Köylerde kalan son kişiler de bu göç furyasındaki kişilerin anne babaları, kocamış halleriyle toprak sürüp ekip biçemeyecekleri aşikâr ve sonunda çiftçilik ister istemez bu şartların zorlaması ile yok oluyor hala çiftçiliği sürdürmeye çalışanlar ise kan ağlıyorlar…

Balıkesir’in Gönen ilçesine bağlı tüm köylerin geçmişini araştırdığım da yıllar içerisinde 3000 4000 nüfuslardan yavaş yavaş kademe kademe önce 2500 lere sonra 1500 1000 ve altına düştüğünü gözlemledim diğer illerde de durum farklı değildi hatta bazı köyler hayalet köy durumuna kadar düşmüş tamamen terk edilmiş halde…

Ama kişisel düşüncem insanlar bir gün köylerine dönmek isteyecekler büyük şehrin acımasızlığına dayanamayarak köyüne dönmek isteyecek ve hatta zorunda kalacaklar. Köyünde atasından kalan arazilerini evini satıp savmak zorunda kalanlar ise yerleşecekleri en küçük toprak parçasının peşine düşecekler. Sebebi ise en iyi bildikleri iş ekmek biçmek yani çiftçilik.

Belki bizler görmeyeceğiz ama bilim insanlarının öngörülerine göre önümüzdeki 30 40 yıl içinde içme suyu savaşları 40 60 yıl sonra ise gıda savaşları yaşanacak şeklinde ikazları mevcut aynı bilim insanları bizleri küresel ısınma konusunda iklimlerin değişeceğini kaymaların yaşanacağını aşırı sıcakların ve aşırı soğukların yaşanacağı konusunda da uyarmışlardı yıllar önce, hepsi birer birer gerçekleşiyor.

Köyden kente göç konusu, çok üzücü bir durum ülkemiz adına, 20 yıl öncesine kadar tarımsal alanda kendi kendine yeter ülkemiz şu anda samanı ithal eder duruma gelmiş, hatırlamakta fayda görüyorum Kurtuluş Savaşından sonra ulu önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK ün talimatlarıyla birçok fabrikalar kurulmuş ve bu çok verimli topraklarda üretilen domates üzüm gibi sebzelerle bu fabrikaların bedelleri fabrikaları kuran ülkelere ödenmişti…

Yani uzun lafın kısası özetle büyük şehirlerde yaşayanlarımız artık sağlıklı gıdaya ulaşmakta zorluklar yaşamaktadır. Uzun vadede bu ilaçlı ürünler sebebiyle bir çoğumuz kansere yakalanmakta çocuklarımız sakat doğmakta ve topraklarımız uzun vade de ölmektedir bu kimyasal bombardımanı sayesinde.

Peki yapmamız gereken nedir..?

CEVAP: “Elimizi taşın altına koymalıyız” bu durumda yapılması gereken şey el birliği ile tohumlarımızı kurtarmak, yaşatmak yok olmasını engellemek geleceğimiz olan çocuklarımıza atalarımızdan aldığımız bu mirası sağ salim teslim etmek bu dünyadan göçüp gitmeden önce yapılması gereken yegâne şey budur.