banner1

BİST
ALTIN
DOLAR
STERLİN
EURO

 

Kıymetli okurlarım;

Ülkemiz demokrasi ile yönetilen, bazılarına göre ise sözde demokrasi ile yönetilen bir ülkedir. Bu nedenle insanlarımız ya fert olarak veya gruplar halinde kendi haklarını aramak, korumak imkânına sahiptirler. Hak aramanın adli yolları olduğu gibi hakkı korumanın da şüphesiz adli yolları vardır. Bunun yanında insanlarımız haklarını ararken yahut haklarını muhafaza etmeye çalışırken anayasamızın yani hukuk sisteminin kendilerine tanıdığı bazı eylemleri yapma veya yapmama özgürlüğünü de sahiptirler. Bunun en güzel örneğini oluşturan faaliyetler işçilerimizin kullandığı grevler, işverenlerimizin kullandığı lokavtlar, kamu görevlilerimizin, memurlarımızın kullandığı boykotlar oluştururlar. Bütün bu yollarla bazı grupların kendi lehlerine olan durumları korumak veya aleyhlerinde olan durumları ortadan kaldırmak için yaptıkları eylemlerdir. İşte bunlardan bazıları son günlerde gerek kentimizde gerek ülkemizde cerihan etmektedir. Ne var ki insanımız grev, boykot gibi eylemleri yaparken çevreden, kamuoyundan, kamuya ait bazı kuruluş ve teşekküllerden de destek beklemektedir. İşin bu yöne düşünülürse greve veya boykota hedef olan icraattan toplumunda zarar görmesi yahut zarar görme ihtimali olması gereklidir diye düşünmekteyim. Herhangi bir grup kendi menfaatine olan bir icraatı yahut kararı gerçekleştirmek istiyorsa yönetimde olanlarda bunu engelliyorsa bu takdirde bu yollardan birisini uygulamaya geçmeleri normaldir. Ancak onların böyle bir eyleme girişmeleri kendilerini ve onların başında bulunan yönetimleri daha doğrusu onların karşısında taraf olanları ilgilendirmesi gereken bir durumdur. Ama nedense bu boykot ve grev uygulamalarında bu uygulamalara girişinler toplumu da yanlarına çekip karşısında yer alanları toplum baskısı altında tutmaya çalışmaktadırlar. İşte bu durumda bir hata ortaya çıkmaktadır. Toplumu yanına çekmek isteyen toplumun kendisine hak verip desteklemesini bekleyecek olan boykot, grev vb. eylem sahipleri kendi amaçlarının toplum menfaatine ters düşmemesini göz önünde bulundurmaları gerekmektedir kanaatindeyim. Ama nedense son zamanlarda kentimizde ve ülkemizde görülen bazı eylemler bu düşüncemin tersi görünüm arz etmektedirler. Böyle durumlar karşısında insan şaşırmaktadır. Kendi çıkarlarını gerçekleştirmek uğruna eyleme girişinler bu çıkarların gerçekleştirilmesinin topluma fayda vermeyip zarar vereceğini, vermekte olduğunu bilmelerine karşılık eylemleriyle toplumdan nasıl destek talep edebilmektedirler? İşte bunu anlamak zordur. Bu durumu kabaca örneksememiz gerekirse; son günlerde Balıkçılara uygulanan Çinakop balığının avlanmasıyla ilgili yasak kararına, yasa kararına karşı balıkçıların yapmaya çalıştığı eylemler tam bu düşünceme uyan eylemler görünümündedir. Çünkü hükümet denizlerde azalan yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bulanan lüfer balığının çoğalabilmesi için onun küçük şekli olan çinakop denilen lüferlerin avlanmasında yeni bir uygulama başlatmıştır. Bu uygulama gereği belirli bir ölçü tahsis edilip bu ölçüden küçük çinakopların avlanmasını yasaklamıştır. Böyle bir kararın sadece balıkçıları ilgilendirdiğini düşünmek bence hatadır. Çünkü bu karar balıkçılar kadar ülkenin tüm halkını da ilgilendiren bir karardır. Denizlerdeki balıklar, balıkçıların malı değildir, tüm ulusun malıdır. Azalması çoğalması veya yok olması sadece onları ilgilendiren bir durum değildir. Denizlerde lüfer balığı azalırsa yahut ortadan kalkarsa millet de bu balığı yiyemeyecek, denizlerin bu nimetinden istifade edemeyecektir. Hem şimdiki nesillerle kalmayacak gelecek nesillerde bu imkândan yoksun olabileceklerdir. Bu gerçek ortada iken balıkçılar böyle bir yasanın kendi gelirlerini azaltacağını düşünerek bu getiren kararın ortadan kaldırılmasını sağlamak için bazı eylemlere girişmektedirler. Boğazda trafiği aksatmak yahut İstanbul balık haline, balık giriş çıkışlarını durdurmak gibi eylemlerle bu kararı ortadan kaldırtmaya çalışmaktadırlar. Ve bunu yaparken de toplumun kendilerine hak vermesini kendilerini desteklemesini istemektedirler. Bu nasıl bir anlayıştır ki kendilerinin bugünkü gelirleri artsın diye ortadan kaldırtmak istedikleri bu lüfer neslini koruyacak kararın kaldırılmasına desteklemesini toplumdan bekleyebilmektedirler. Toplumun normalde onlara hak vermesi mümkün değilken, böyle bir bekleyiş içine girmeleri böyle bir düşüncede olmaları bence çıkarcılığın en bariz örneğidir. Balıkçılarımız sadece Çinakoptan mı geçinmektedirler ki ille de bu balık neslini kıracak şeklinde avlanma hakkını kendilerine verilmesini istemekte, beklemekte toplumunda kendilerini desteklemesini isteyebilmektedirler. Oysa bu toplum onların çıkarlarını zaten düşünmektedir. Ülke yönetimi onların çıkarlarını onların yaşamlarının kolaylaşmasını düşündüğü için onlara yakıt desteği sağlamaktadır. Diğer kesimlerin yüksek fiyatla kullandığı akaryakıtı onlar teknelerinde çok ucuza kullanabilmektedirler. Toplum olarak,  yönetim olarak onların çıkar ve menfaatlerini zaten gözetirken bir de denizlerimizi lüferden ve balıktan yoksun bırakacak şekilde avlanmalarına müsaade etmemizi, müsaade edilmesini nasıl isteyebilmekte bekleyebilmektedirler? Toplum olarak ülke yönetiminin bu kararlarının bu uygulamasının arkasında olmamız gerekir. Bu kararın ve benzerlerinin daha dikkat ve titizlikle uygulanmasını ülke yönetiminden istememiz gerekir. Sade balıkçıların yani tutanların denetlenmesi yetmez. Bu yasaya uymayan boydaki balıkların satışını yapan balıkçıların, balıkhanelerinde denetlenip uymayanların cezalandırılması gereklidir. Hatta bu ölçülere uymayan balıkların halka bedava dağıtılarak balıkçıların tekrar tutmamaları için gerekli, caydırıcı icraatların sağlanması da gereklidir düşüncesindeyim. Toplum olarak da bu tedbirlerin alınmasını istemeli ve bu istediğimizin takipçisi olmalıyız. Hatta balıkçılar konusunda onlara ucuz akaryakıt verilmesinin de sıkı denetime ve kontrole alınması gerektiğini düşünmekteyim. Sadece balıkçılar değil deniz sahasında çalışan yatlara ve gemicilere verilen akaryakıtın da kontrol edilmesi haksız kazançlara sebep olacak şekilde kullanılabilmesinin önü kesilmelidir diye düşünüyorum. Atıyorum, bir balıkçı teknesi olan zat eğer sınırsız akaryakıt alabiliyorsa ve bunu balıkçı olması dolayısıyla ucuza alabiliyorsa niye kendi kullanımından fazlasını alıp piyasadan daha ucuza elde ettiği bu akaryakıtı piyasa fiyatına satıp haksız kazanç elde etmesi pek ala mümkündür. Bu nedenle ucuz akaryakıt verilen denizcilerin, balıkçıların, yat sahiplerinin aldığı yakıt miktarında kullandıkları deniz araçlarının yakma miktarına kat ettikleri mesafe miktarına göre sınırlamalar getirilmelidir. Aksi takdirde başta balıkçılar olmak üzere ucuz akaryakıt alanların haksız kazanç elde etmek üzere ucuz aldıklara akaryakıtı piyasa fiyatının az altında bir parayla satarak kazanç sağlamaları pek ala mümkündür. Boykot veya grev yoluyla yahut hak arama eylemi yoluyla toplum zararına kazanç elde etmeye çalışan kitlelere sadece balıkçıları örnek vermek yeterli değildir. Bunun gibi pek çok kesim toplumun zararına icraatlarda yaptıkları eylemlerde toplumdan destek bekleyebilmekte bu yolda kendilerini haklı görebilmektedirler.

Nitekim kentimizde de belediyemizde istisnam fazlası olan işçilerimizin kamudaki başka kuruluşlara gönderilmelerine karşılık eylem yaptıklarını görmekteyiz. Bu işçilerimiz kendi menfaatlerinin bazı haklarının zedelenmesi durumu hâsıl olduğunu ileri sürerek eylem yapmaları kendi açılarından haklıdır. Kendi menfaatlerini korumak için eylemde bulunmaları normaldir. Ancak bu eylemin toplumdan destek görmesini beklemeleri yanlıştır. Çünkü onlar bulundukları kurumda istisnam fazlası olduklarından normal çalışmaları gereken ölçüde çalışmamalarına rağmen toplumun cebinden çıkan paralarla ödenen ücretlerini almayı sürdüreceklerdir. Onlar bunu istemektedir. Bu durum toplumun onları normal iş gücünün altında kullanması demek olacağından toplum açısından zarardır. Toplumun menfaati onların ihtiyaç olan diğer kamu kurumlarına gönderilip çalışmalarını gerektirmektedir. Hal böyle iken kendi açılarından haklı oldukları davada toplumdan destek beklemeleri uygunsuz ve yanlış bir davranıştır. Onlar buna rağmen toplumdan destek bekleyebilirler. Ama en büyük yanlış toplumun onlara destek vermesi olacaktır. Çünkü destek vermesi beklenen toplumun onların eski kadrolarında çalışması menfaatine aykırı bir durumdur. Hal böyle iken eğer toplumdan destek görebiliyorlarsa bilhassa onlara bu durumu yaratan yönetmelikleri yasaları çıkaran kişi veya kesimlerden destek görebiliyorlarsa burada büyük bir tezat var demektir. Bilhassa hem bu yasaları çıkarıp hem de uygulanmasını istemeyenlerin ikiyüzlülüğü ortadadır demektedir. Bu nedenle toplum olarak hem bu tür davranan kişileri hem de kendi çıkarlarını korurken toplum çıkarlarına zarar verdiklerini bildikleri halde toplumundan destek bekleyenleri desteklememeliyiz. Nasıl o eylemleri yapanları kendi çıkarlarını, kendi menfaatlerini düşünüyorlarsa toplum olarak bizlerde, toplumun menfaatlerini düşünmeli toplumun çıkarlarını göz eden karar ve uygulamaların arkasında olmalıyız. Bütün bunlardan sonra kabaca verdiğim bu iki örnekten sonra şunu önemle vurgulamak isterim ki kişilerin veya grupların kendi menfaatlerini elde etmek korumak yolundaki girişim ve eylemleri onların doğal hakkıdır. Hatta grev, lokavt, boykot uygulamaları gibi icraatları yapmaları anayasal ve hukuksal haklarıdır. Ama onların bu nasıl doğal haklarıysa toplum olarak bizlerinde doğal hak ve davranışı eğer onların istekleri toplumun zararına ise onları desteklememek onlara amaçlarını elde edecek yolda baskı unsuru olmamakta biz toplumun hakkıdır. Onlar bizden bunu beklememelidirler. Toplum olarak onlara kendilerine hak vermemizi desteklememizi ümitlendirecek davranışlara girmemeliyiz diye düşünmekteyim. Umarım toplum olarak birey olarak çıkarlarımızı bilir, menfaatlerimizi bilir karşılıklı ilişkilerimizde buna göre davranırız. Ancak her şeyin önünde tutmamız gereken toplum çıkarının toplum tarafından, birey çıkarının birey tarafından korunması gerektiğini hiçbir zaman aklımızdan çıkarmayız. Davranışlarımızı, beklentilerimizi buna göre düzenleriz. 

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.