banner1

BİST
ALTIN
DOLAR
STERLİN
EURO

 

Bizim tarihin, bitmeyen veya bilinmeyen maceraları vardır. Bazıları yıllar boyu doğru bilmişiz, doğru bildiklerimizin bazılarını da yalanlayıp “ Acabalar” içerisinde “ Öyle mi? yok, yok böyleymiş” uydurmacılığını pek güzel uygulamışız…

Nasıl mı?

İşte şöyle:

Rus Çarı Deli Petro Prut’ta ordusuyla imha olacakken Katerina, gece bizim Baltacı Mehmet Paşa’nın çadırına girmiş; olanlar olmuş, Ruslar kurtulmuş.

Meğer bu öyle değilmiş, Katerina’nın namusunu boşuna lekelemişler.

İşin aslı neymiş?

İşin içinde yine Katerina varmış ama şöyle…

Çarin metresi, gece Deli Petro’nun çadırına girmiş, bütün kürklerini, mücevheratı getirmiş, Çar da bunları Baron Safirov aracılığıyla Baltacı’ya göndermiş, Kethüda Osman Ağa’yla anlaşmaya varılmış, Katerina’nın serveti orada kalmış, Rusya kurtarılmış…

Dedik ya, işte tarihimizin bitmeyen ve bilinmeyen örneklerinden başka bir örnek:

Parmak olayı.

Yazan mı?

Erdoğan Tokmakçıoğlu. Ve şöyle diyor:

“ Özel doktorunun yazdıklarından Padişah 2. Abdülhamit bir insanın cinayet işleyip işlemeyeceği parmaklarından anlamaya çıktı…

2. Abdülhamit’e göre, bir insanın başparmağı, işaret parmağının birinci boğumundan uzunsa, o adam ya “ Katil” ya da “ Katil ruhlu” yani, eğer cinayet işlememişse, günün birinde mutlaka bir cinayet işleyebilir.

Padişah, bu iddiayı kanıtlamak için memleketteki hapishanelerde cinayet hükümlüsü ne kadar katil varsa, hepsinin parmaklarını ölçtürdü; işaret parmaklarının birinci boğumu başparmatan uzun mu değil mi diye…”

Parmak olayının bilimselliğini araştırıp durmayın. Hele hele şüpheye düşüp parmaklarınıza bakmayın. Biz, sadece tarihimizin bitmeyen veya bilinmeyen maceralarından örnekleme yapıyoruz…

Kısacası tarihin bitmeyen ve bilinip de bilinmemiş olaylarının anlatımında, lafın bittiği yere gelinmiş gibi olsa da, bu ucu açık sohbetimizi şöyle tamamlayalım:

Adamın biri atıyla, bomboş kıraç topraklardan giderken çok sıkışmış. Atından inmiş, o sırada orada gördüğü bir köstebeği, kurumuş bir ağacın orta kalmış kökü sanarak, atını oraya bağlamak isteyince; köstebek hemen yuvasına kaçmış. Çok sıkıştığı için de atı bırakıp poturunu indirmiş ve çömelmiş. Temizlenmek için de, yanındaki bir tutam ot parçasını koparıp silinmiş. Meğer kopardığı ot parçası ısırgan otuymuş. Yanan kıçıyla bizim ki söylenmeye başlamış:

_ Ne oti ot, gazuğu gazuk… 

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.