banner1

BİST
ALTIN
DOLAR
STERLİN
EURO

 

Kıymetli Okurlarım;

Yeryüzünde toplumlar farklılaştıkça sosyal yaşamları da farklılaşacağı tartışmasız bir gerçektir. Haliyle sosyal yaşamın bir parçası olan eğitim, öğretim faaliyetleri de toplumdan topluma fark gösterecek, farklılık arz edecek bir olgudur. Gerçi bazı toplumlar sosyal yaşamın diğer safhalarında olduğu gibi eğitim öğretim konusunda başka toplumları da etkileyebilir, yönlendirebilir olduğundan toplumlar arasında eğitim, öğretim sahasında da aynılıklar gösterebilir, benzer özellikleri arz edebilir. Bunun bariz sebeplerinden birisi de eğitimin temel elamanlarından birisi olan yazı alfabe faktörünün aynılığıdır. Alfabeleri benzer olan toplumların eğitim sistemleri de aşağı yukarı benzer özellikler ve benzer sistemler gösterir. Alfabelerin aynılığı ise yazıyı bulan toplumların ortaya koyduğu alfabe sisteminin yazıyı bulmaktan uzak kalmış toplumlarca kabulünden kaynaklanmaktadır. Nitekim yeryüzünde ilkyazı olarak tarihlerde yer alan Hiyeroglif, Çivi yazısı, Çin Alfabesi, Arap Alfabesi, Göktürk Alfabesi, Grek Alfabesi, Latin Alfabesi gibi yazılar ortaya konulduktan sonra kendilerini ortaya koyan toplumlardan farklı toplumlarca da kullanılmış ve bu toplumlar edebiyat ve yazışmalarını bu alfabelerle yaptıkları gibi eğitimlerini de bu alfabeler üzerinden gerçekleştirmişlerdir. Bu yüzden yeryüzünde farklı eğitim sistemleri de bu alfabe farklılıkları gibi görülebilmiştir. Ne var ki uzun tarih yaşamı içerisinde nasıl kültürler yeryüzünde doğu kültürü-batı kültürü şeklinde genel olarak ikiye ayrılmışlarsa böyle ifade edilmişlerse kültürün bir parçası olan eğitimde yeryüzünde genel sınıflamaya tabi tutulduğunda aynı şekilde batı eğitimi-doğu eğitimi diye ikiye ayrılmışlık gösterir. Genellikle Avrupa-Hıristiyan dünyası ve yenidünya karalar topluluğu dediğimiz kıtalardaki eğitim sistemi, batı eğitim sistemi dediğimiz sistem içinde gösterilir. Her ülkede farklı seviye ve özellik gösterse de bu sahalarda bir aynılık söz konusudur. Asya kıtasında ise ve genellikle Kuzey Afrika kesiminde ise doğu eğitim dediğimiz eğitimden söz edilebilir. Gerçi doğu eğitim sistemi içerisindeki farklı bölünme ve görünümler batı eğitim sistemi içindekilere nazaran, daha kesin keskin ayrılıklar gösterir. Çünkü batı eğitim sistemi hüküm süren sahalarda, genellikle eğitimi etkileyen en büyük faktörlerden din dil kavramları doğudaki eğitim sistemi içerisindeki yer alan bölümlerden daha homojenlik gösterir. Bir başka deyimle, batı eğitim sistemi sahasında Hıristiyan dini ve Latin kökenli yahut Slav kökenli diller hâkimiyet arz ederken doğu sistemi içerisindeki sahada çok tanrılı dinlerden başlayarak Hıristiyanlık, Yahudilik, İslamlık gibi kutsal dinlere, Semavi dinlere varıncaya kadar pek çok farklı din ve pek çok farklı dil kullanılmaktadır. Bu nedenle batı eğitim sistemi daha bir birlik ve benzerlik gösterirken doğu eğitim sistemi kendi içerisinde daha farklılıklar arz eder.

Her ne kadar bugünkü görünümümüzle batı eğitim sistemi içerisinde yer alan ve görülen bir toplum olsak da biz Türkler, Türkiye Cumhuriyeti kurulana kadar Mustafa Kemal İnkılâplarını gerçekleştirene kadar doğu eğitim dilimi içerisinde yer almış ve eğitimimizi bu kesimin sistemlerine göre gerçekleştirmiş bir toplum bir ulusuzdur. Bu nedenle diyebilirim ki biz Türklerde eğitim bugün kullandığımız sistemin dışında doğmuş ve gelişmiştir. Bunun en açık sebebi biz Türklerin doğu kültür grubuna dâhil bir ulus olmamızdır. Doğu kültür dilimi içerisinde yer alan toplumların, ulusların pek çoğundan sonra eğitim ve öğretim faaliyetlerine kültürümüzde yer vermişizdir dediğimde pek de yanlış bir bilgi vermiş olmam. Çünkü biz Türkler medeniyet sahasına konargöçer, atlı sitep kültürü ile çıkmış uzun süre hatta bugünlere varıncaya kadar bu kültürü fiilen yaşamış, yaşayan bölümleri olan bir milletidir. Yerleşik bir kültürümüz tarih boyunca çoğunlukla gerçekleşmediğinden konargöçer durumunda olduğumuzdan yazıya, alfabeye, edebiyatta da, tarihe de önem vermemiş, vermeye gerek duymamış bir milletidir. Buna rağmen medeniyetin diğer sahalarında bilhassa askeri ve idari sahalarda oldukça ileri özelliklere sahip kültürler yaşamış ve yaratmışızdır. Bu özelliğimizle her ne kadar eğitime gerekli önemi vermemişsek de bir başka değişle Türk Milleti olarak yazıya dayanan nazari ilimlere ve buna dayalı eğitime önem vermemiş bir milletsek de günlük yaşam, askeri ve idari yaşam sahasında gerekli olan pratik, amali eğitime oldukça önem veren bir Millet olmuşuzdur. Zaten bu özelliğimizle pek çok keşfi gerçekleştirip diğer toplumlardan ve milletlerden önce tarihi devirler aşmış, tarih öncesi devirleri diğer toplumlardan önce basamak atlayarak hemen demir devrine ulaşmış kültür seviyesi en yüksek toplum olmuşuzdur. Yine bu özelliklerimiz dolayısıyla Orta Asya’dan gerçekleştirdiğimiz farklı sahalara göçlerle gittiğimiz sahalardaki insan topluluklarına amali açıdan yaptığımız yol göstericilikle onların kültür seviyelerini yükselten katkılarımızla o toplumlara öğretmen olmuş onları eğitmiş bir milletizdir. Hatta bu durumumuza dayanarak kendimiz yakın zamana kadar doğu kültür diliminde ve eğitim sistemi diliminde kalsak da, batı eğitim sistemindeki ulusların bu sistemi yaratmasında öncü olan onları bu sisteme ulaştıran toplumsal eğitim onlara vermiş olan bir milletizdir. Zaten yeryüzündeki bütün kültür ve medeniyetlerin temelinde Orta Asya’dan gerçekleştirdiğimiz göçlerle aralarına karışarak onların seviyelerini yükselten bir millet olduğumuzdan yeryüzündeki kültürlerin dolayısıyla batı kültür ve batı eğitiminin yaratılmasında da payımızın olması yadırganacak bir durum olmamalıdır. Bu genel açıklamalardan sonra şunu vurgulamak isterim ki konargöçer, atlı sitep kültüründe ortaya çıkmış bir millet olsak da gerek Orta Asya sahasında, gerek başka ulaştığımız sahalarda yazıyı ortaya koyan millet biz Türkleriz dersem yine yanlış bir bilgi vermiş olmam. Tarih değerlendirmeleri içerisinde genellikle M.Ö 4000’de Çivi yazısı ile yazıyı Sümerlerin ortaya koyduğu bilgisi mevcuttur. Sümerlerin Türk veya Türk kökenli olduğu tezi bugün artık hakikat durumunda gösterilebilecek bir durum olduğuna göre yazıyı biz Türklerin bulduğu tezimin yadırganacak bir durum olmadığı ortadadır. Kaldı ki biz Türklerin ilk yazısı olarak bilinen Göktürk yazısı ve Asya’da Esik Kurganın da yahut benzeri yerlerde çıkarılan yazılı belgelerde çok eskilere dayanan tarihlerle yazıyı Türklere mal edecek bir görünüm ortaya koyarlar. Mesela altın elbiseli adam denilen eserin çıktığı kazı yerinde bu mezar sahibinin iskeleti yanında bulunan bir tabak üzerinde tespit edilip 7000’li yıllara tarihlendiği ileri sürülen bir yazı da yine ilkyazının mucidi olmayı Türklere mal eden bir belge özelliğindedir. Bu nedenledir ki yazıyı biz Türkler bulduk demek bence mümkün olan bir durumdur. Ne var ki ister Çivi yazısı ile ister, Göktürk yazısı ile isterse benzer yazılarla alfabe ve yazıyı biz Türkler ortaya koysak da Asya sahasından göç eden gruplarımız dışındakiler yazıya, edebiyata ve yazıya dayanan eğitime önem vermemiş bir milletizdir. Bunu da yadırgamamak gerekir. Konargöçer toplumların bu durumu bize has bir davranış değildir. Çünkü yerleşik olmayan milletler eğitim yapacak yazılı eğitime mekânlık edecek sabit mekânlara sahip olmadığı gibi yazıya dayalı eserleri koruyacak ilkel şekliyle de olsa kütüphane diyebileceğimiz mekânlara sahip değildirler. Hatta yerleşik toplumların sahip olduğu dinsel mekânları da yoktur. Bu nedenlerle bizde ve bize benzer toplumlarda eğitim amilidir, pratiktir. İşte bu nedenle biz Türklerde ilk eğitim bu nedenle daha ziyade pratik eğitimdir. Ve çoğunlukla eğitimin konusunu silahlı kullanmak, at binmek oluşturur. Ve bunları da genellikle ya aile veya kabile büyükleri yahut onların görevlendirdiği kişiler gerçekleştirir. Hatta bazı tarihi kaynaklarda bu tür eğitimin çocuk yaşlarda başlatıldığı dile getirilip Hunlarda olduğu gibi çocuklara küçük yaşlarda koçların sırtına bindirip at binme eğitimi yaptırıldığı söylenir. Bu da gösterir ki biz Türklerde eğitim hakikaten pratik olarak başlamış ve konusu genel mahiyette askerlik ve savaş bir başka değişle silahlı kullanma ve at binme olmuştur. Kızlarımızın eğitimi ise daha ziyade konargöçer yaşamda kadınlara gerekli olan bilgileri kapsayan aile yaşlılarının, annelerin öğreticilik yaptığı kadınsal faaliyetlere yönelik bir eğitim özelliği göstermiştir. Biz Türklerde yazılı eğitime dayanan eğitim yerleşik sisteme geçtiğimiz dönemlerde ortaya çıkmıştır. Bu nedenle yazıya dayalı eğitim sistemini biz ilk Türk devleti olarak tarih içerisinde Uygurlarda görmekteyiz. Bu devlette de yerleşik nizama geçmeye müteakip kabul edilen mani dinin tapınakları etrafında bu tür eğitimden söz etmemiz mümkündür. Çünkü o devirlerden günümüze mani dinine ait pek çok yazılı belge kalabilmiştir. Bu belgeler kendilerini bir yazanın bulduğu ve bu yazan grubu ortaya çıkaracak bir eğitim sisteminin mevcut olduğunu işaret edecek bir özelliktir. Biz Türklerin Göktürk alfabesinden sonra, Çin alfabesini kullandığımız gibi Uygurlar döneminde de Uygur alfabesi adıyla anılan bir alfabenin bizlerde görüldüğü bir gerçektir. Öyle bir alfabenin ortaya çıkması da Uygurlarda yazılı eğitimin delili olarak kabul edilebilecek bir durumdur. Biz Türklerin yazılı eğitime topyekûn geçmemiz İslam dinini kabulümüzle olmuştur. Ve bu kabulden sonra öncelikle Arap alfabesine dayanan İslam dininin kaidelerini öğrenmeyi hedefleyen bir eğitim sisteminin biz Türklerde ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Haliyle bu eğitim faaliyetleri de İslam mabetleri olan camiiler etrafında, camilerdeki din adamları eliyle gerçekleşmeye başladığını söylememiz yerinde olacaktır.

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.