banner1

BİST
ALTIN
DOLAR
STERLİN
EURO

 

Kıymetli Okurlarım;

Türk Milleti olarak tarihi başlatmış bir başka deyişle tarih çağları açmış, kapatmış bir millet olduğumuz tartışmasız ortadadır. Çünkü tarih değerlendirmeleri sırasında bölümleme ve tasnif yaptığımızda zaman açısından bölüm başlarını oluşturduğunu kabul ettiğimiz tarihleri önemli kılan olayları hep biz Türk Milleti gerçekleştirmişizdir. Mesela ilkçağ dediğimiz çağı başlatan ister yazının ortaya çıkışı olayı olsun, ister demirin kullanılışı olayı olsun biz Türklerin ortaya koyduğu icraatlardır. Bazı çevreler inkâr etse de yazının bulucusu biz Türklerizdir. Çoğunlukla Sümerlere mal edilen yazının bulunuş tarihi icraatı arkasında Sümerlerin Türk kökenli olması nedeniyle biz Türkler varızdır. Demirin kullanımını ortaya koyan da yine Orta Asyalı kavimler dolayısıyla biz Türklerizdir. Ortaçağın başlamasını getirecek olan Roma’nın ikiye ayrılışını veya Batı Roma’nın yıkılışını da sağlayan gerçekleştiren Avrupa Hunları nedeniyle biz Türklerizdir. Hakeza yeniçağ dediğimiz çağı başlatıp Orta Çağı sona erdiren Fatih Sultan Mehmet komutasındaki Osmanlı ordusu, Osmanlı Devleti nedeniyle biz Türkler sayılmaktayız. Bu nedenle tarih çağlarını açıp kapatan bir milletizdir derken hiç de yanlış bir bilgi vermiş olmamaktayız diye düşünmekteyim. Ne var ki tarih yaratmakta ki ustalığımız ve uzmanlığımız yanında tarih yazıcılığında, tarih biliminde oldukça geri kalmış bir milletiz. Bu nedenledir ki kendi yarattığımız tarihi olayları bu olayın oluşturduğu tarihimizi hep yabancı kaynaklardan öğrenmek durumunda kalmaktayız. Bu nedenledir ki İslamiyet öncesi Türk tarihini Çinlilerden, Romalılardan öğrenirken İslam dönemi Türk tarihini, Arap tarihçilerinden ve Avrupa tarihçilerinden, Bizans tarihçilerinden öğrenmekteyiz. Bazı dönemlerde tarihi vesikalarımızı, tarih materyallerimizi çok iyi korumak, saklamak için gerekli tedbirleri almış arşivler ve kütüphaneler düzenlemişizdir. Ancak bazı dönemlerde de tarihi malzemeler ve vesikalar konusunda çok harabatı, çok acımasız davranabilmişizdir. Bunda siyasi nedenler yanında vandalist duygularımızla şüphesiz etkili olmuştur. Gerek dinsel, gerek etnik taassubunda şüphesiz etkisi mevcuttur. Nitekim bunun en güzel örneğini Türk Moğol ırkının devleti olarak kurulup Türk Moğol İmparatorluğu adıyla Asya ve Avrupa’da geniş sahalara hâkim olan Cengiz İmparatorluğu döneminde görmek mümkündür. Türk-Moğol İmparatorluğu askerleri ele geçirdiği her sahayı talan ve tahrip ederken pek çok yazılı eser ve vesikayı da yakarak ırmaklara atarak tahrip etmişlerdir. Aynı şeyi ondan sonraki dönemde yine Türk İmparatorluklarından sayılan Timur İmparatorluğu döneminde de Cengiz’in torunlarının kurduğu imparatorlukların zamanında da görmek mümkün olmuştur. Nitekim İlhanlı İmparatorluğu dediğimiz imparatorluğun kurucularının yani Cengiz neslinin, Abbasi Halifeliğini ele geçirip Bağdat’ı yağmalamalarında da görmekteyiz. Aynı şekilde bizzat Cengiz döneminde de Harzemşah Devletinin merkezi ve diğer şehirleri böyle yağmalanmış tarihi vesikalar böyle ortadan kaldırılmıştır. Cengiz neslinin kurduğu devletlerin Anadolu’yu ele geçirmelerinde de bu tahribatlar yaşanmıştır. Timur Bursa’yı ele geçirdiğinde de aynı vandalist duygularla hareket etmiş Bursa’daki yazılı vesikaları Osmanlı döneminin ilk dönem arşivlerini böyle tahrip etmiştir. Türk ırkının devlet eliyle silahlı kuvvetler kullanarak istilalar yoluyla gerçekleştirdiği tarih yağmacılığının yanında bir de sivil halkının gerçekleştirdiği tarih yağmacılığı vardır. Bunun en güzel örneğini de Selçuklular zamanında olsun, Osmanlılar zamanında olsun Anadolu’ya yerleşen Türk Kabileleri göstermişlerdir. Türk nesli Anadolu’ya yerleşirken kendiden önce ki Roma ve Bizans eserlerine tarihi materyallerine gereken önemi vermemişler pek çok Roma, Bizans ve Helenistik devir taş eserlerine yapı malzemesi gözüyle bakmış bu taş eserleri oluşturdukları şehirlerin yapımında, binaların yapımında kullanmışlardır. Bu nedenledir ki Roma ve Bizans dönemi eserleri Helenistik dönem eserleri bugün pek çok yerde elde edilemez duruma gelmiştir. Hatta Anadolu’ya yerleşen Türk ırkı oluşturdukları yeni yerleşimleri eski dönem yerleşim yerlerinin çok defa üzerine yaptıkları için o dönem eserleri bugünkü yerleşimlerin altında kaybolup gitmişlerdir. Ne var ki zaman ilerleyip Anadolu’da olsun başka yerlerde olsun yerleşen Türk nesli mali açıdan, ekonomik açıdan sıkıntıya düştüğünde çoğunlukla halkın definecilik, gömücülük dediği faaliyetlere de teşebbüs etmiştir. Bu faaliyetler yoluyla elde edilen paralar veya değerli madenler, değerli taşlar insanları birden ekonomik açıdan kuvvetlendirip yüksek seviyelere getirebildiğinden Orta Asya’daki yağmacı atlı, step medeniyeti, ruhu halkımızı bu definecilik ve gömücülük faaliyetlerine teşvik eden önemli bir etken olmuştur. Artık eskisi gibi savaş ve yağma yoluyla yerleşim yerlerini medeniyet sahalarını talan etmekten uzak kalan vandalist ruhunu üzerinden atamamış bazı Türk grupları, daha doğrusu Türk halkına mensup bazı gruplar bu definecilik ve gömücülük faaliyetlerine daha fazla ağırlık vermeye toprak altındaki tarihi materyal ve vesikaları tahrip etmek pahasına çalışmaya ağırlık vermişlerdir. Bu faaliyetler bir yandan kaçak kazı yapmayı artırırken bir yandan da sahte define haritaları oluşturarak başka vatandaşları kandırma faaliyetlerini de getirmiştir. Öyle ki artık hazine halk tabiriyle define gösteren pek çok harita hisse senetleri gibi satılır alınır duruma gelmiştir. Piyasada üretilmiş pek çok sahte define haritası dolaşmakta revaç bulmakta, bu sahte haritalar ve harita yapımcıları genellikle bilinen tarihi sit alanlarını veya tarihi eser civarlarını altlarını hedef göstererek inandırıcı olmaya çalıştıklarından tarihi sit alanlarının veya tarihi eserlerin binaların kaçak kazıcılar tarafından tahrip edilmesini tetiklemekte bu yolla pek çok tarihi eserin gizlice tahrip edildiği görülmektedir. Ülkemiz hatta bölgemiz pek çok arkaik devir eserinin bu yolla tahrip edildiğini görmeye imkân verecek durumdadır. Tarihi sit alanları ve tarihi yapı kalıntıları dinamitlerle atılıp duvarlarında hazine arandığı pek çok defa gözlemlenmiş bir durum arz etmektedir. Hele son dönemlerde insanımız ekonomik sıkıntı ile daha karşı karşıya bulunduğu için bu yola, bu yolla tarihi belge ve tarihi eser tahribine daha fazla yer vermektedir. Bizde görülen bu duygunun bu çabanın Avrupa’da görüldüğünü söylemek önceleri pek mümkün değil idi. Hatta bu nedenle yeraltı kazılarına rehber olmak üzere Avrupa’da üretilen metal detektörler ülkemizde talep bulmakta büyük paralarla alınan detektörleri alan kaçak kazıcılar tarih yağmacıları ülkemizin her sahasında ve bölgemizde sit alanlarını eski nekropol sahalarını, şehir harabelerini allak bullak etmekte eşip para ve değerli maden ararken tarihi eser ve yapıları kalıntıları dağıtmakta değer yitimine uğratmaktaydı. İşte bu hareketimizin bu gün Yunanistan’a da sıçradığını medya yoluyla öğrenmekteyiz. Öyle görülüyor ki ekonomik sıkıntı içerisine düşen Yunan halkı Trakya üzerinden kendilerine açılan Türkiye kapıları nedeniyle Türk halkıyla sıkı bir temasa geçmenin neticesi olarak halkımızdaki bu hastalığı kapmış durumdadır. Bir başka deyişle ekonomik sıkıntı içerinde bulunan Yunan halkı Trakya üzerinden kendilerine el uzatan, kendileriyle temasa geçen Türk halkından havadan para kazanma yolu olarak sıkıntıdan kurtulma yolu olarak definecilik ve gömücülük faaliyetlerinde bulunmayı öğrenmiştir. Çünkü daha önceleri Yunanistan sahasında olsun Avrupa sahasında olsun bizde çok görülen bu faaliyetin Yunanistan’da varlığından söz edilmemekteydi. Ancak medyada yer aldığına göre son dönemde bu tür definecilik faaliyetleri çoğalmıştır. Ve genellikle Osmanlı dönemi hazineleri hedef alınan kaçak kazılara rastlandığına göre de büyük olasılıkla Yunanlılara bu hedeflere yönlendiren Türk insanlarıyla vatandaşlarıyla temasları olmuş olmalıdır. Belki de bizde oldukça faaliyet halinde bulunan sahte define haritası üreticileri Trakya’dan ya da başka yollarla ülkemize girme imkânı bulan ekonomik sıkıntı içerisindeki Yunan vatandaşlarıyla temas sağlamışlar bu tür sahte haritaları kendilerine satarak onları bu tür faaliyetlere heveslendirmiş yönlendirmiş olabilirler. Çünkü büyük çapta aramalara sebep olabilecek hedeflendirmelerin Osmanlı tarihi olaylarına dayanması bu tür bir olasılığı ağırlıklı kılmaktadır. Medyaya yer alan bilgilere göre Yunanistan’ın içerisinde yapılan define elde etme çalışmaları Osmanlı dönemi zenginlerine veya derebeylerine ait olması ihtimali olan hazineleri kapsamaktadır. Çok azı Yunan yakın tarihiyle ilgili hazineleri hedeflenmektedir. Bu tür kazı sahalarına baktığımızda yani Osmanlı dönemi zenginlerini hedef alan kazılara baktığımızda şunları görebiliriz;

Ulusal medyaya göre Yunanistan’daki Larissa merkezinin Platikambo ilçesinin 1881’deki Türk derebeyine ait hazinesini bulma çalışmaları, Mora Yarımadasındaki Osmanlı dönemi zenginlerinden Kamil Beyin hazinesinin araması faaliyeti, Yunanistan’daki Yanya civarında ünlü Osmanlı derebeylerinden, Valilerinden Tepedelenli Ali Paşa’nın küpler dolusu hazinesinin ve 4 tane altın madeninin yerlerinin aranması hep bu tür faaliyetleri oluşturmaktadır. Hatta Tepedelenli hazineleri için Avustralya’dan gelmiş Vangalist Dinbu isimli bir Avustralyalının elinde bulunan haritanın mevcutluğundan söz edilmesi Yunan halkının da bizdeki tarih yağmacılığına bulaştığının; büyük ihtimalle bu hastalığın onlara bizdeki defineciler tarafından bulaştırıldığının işaretidir. Nasıl bizdeki tarih yağmacıları defineciler, tarihi yakın dönem olaylarını çarptırarak define aramalarına temel yaptıkları görülüyorsa onlarda da yakın dönem olaylarına dayalı definecilik faaliyetlerinin görüldüğü de medyada dile getirilmektedir. Nitekim 1944–1948 yılları arasında Yunanistan’da cerihan eden iç çarpışma sırasında Yunanistan’daki komünistlere Rus uçaklarıyla İngiliz altını dolusu sandıklar hikâyesi sebebiyle Halkıdikya Yarımadasındaki Holomonto köyü civarlarında yapılan define araştırmaları bu tür faaliyetlerin örneklerinden biridir. Yine Halkidikya Yarımadasındaki Varvara Köyü civarında 1821 Yunan ihtilali sırasında sözde Osmanlılardan kaçırılan ve mağaraya saklanan 8 ton altının aranması bu tür faaliyetlerdendir. Trakya kesimindeki Şapçı ilçesinde Bulgarlara ait olduğu söylenen bir hazinenin Petro köyü civarındaki bir çeşmenin etrafında aranması hep bu tür yakın dönem tarihi olaylarına dayandırılan definecilik faaliyetlerindendir. Medyaya bakarsak pek çok Yunan vatandaşı satın aldığı detektörlerle tarihi eserlerin etrafında bilhassa Osmanlı dönemi eser ve kalıntılarının etrafında define aramaya yönelmiştir. Kanaatimce bu hastalığı onlara bizim definecilerimiz bulaştırmıştır. Ve yine öyle görülmektedir ki bizden bulaşan bu hastalık Yunanistan sahasında kalan Osmanlı dönemi tarihi eser ve kalıntılarının defineciler tarafından tahrip edilmesini artıracak hızlandıracaktır. Umarım bizim definecilerimizden aldıklarını düşündüğüm, üzerinde Arapça yazıların bulunduğu sahte define haritaları nedeniyle Osmanlı dönemi ayakta kayan Türk eserleri, tarihi kalıntıları defineciler tarafından tahrip edilmez. Umarım bu tür defineciler bizim için çok önemli, Atatürk’ün Selanik’teki evi gibi eserleri de hedef alan gizli çalışmalar şekline gelir bu önemli kalıntıları, eserlerimizi tahribi getirmez. Ama şahsi kanaatim bu tür faaliyetlerin bu definecilik hastalığının bizim vatandaşlarımız tarafından Yunanlılara bulaştırıldığıdır. Bunun ispatı ise bize ait eserlerin daha fazla hedef olmasıdır. Çünkü meşhur sözdür, “ Bize bizden olur her ne olursa, başım rahat durur dilim durursa ”  sözü uyarınca hedef alınan yıpratılması söz konusu olan Osmanlı eserleri olduğuna göre bu eserleri hedef alan definecilik faaliyetinin Yunanlılara bulaştırılması olasılığı daha fazladır.

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.