banner1

BİST
ALTIN
DOLAR
STERLİN
EURO

Merhaba.

Hikâye bu ya…

Bir kırlangıç dünyayı geze geze, çok şey öğrenmiş. Önceden bilirmiş bütün olacakları. Büyük küçük fırtınaları önceden tahmin eder, gemicilere haber verirmiş.

Bir gün kırlangıç bakmış, tarlasına kenevir tohumu ekiyor bir adam.

Çağırmış küçük kuşları:

“ Bakın” demiş…

“ Sizin kuyunuzu kazıyor şu adam. Bana göre hava hoş, çeker giderim buradan ama korkarım sizin haliniz duman. Şu savurduğu tohumlar yok mu, başınıza örülen çoraptır sizin.

Gün gelir kenevir sicim oldu mu, seyredin size kurulacak dolapları.

Ya ölüm, ya zindan gayri sizlere…

Kiminize kafes, kiminize tencere.

Onun için gelin dinleyin beni. Yiyin, yok edin şu tohumların hepsini.

Bilge kırlangıcı kim dinler!

Küçük kuşlar ona, “Şom ağızlı” demişler. Küçük kuşlar cıvıl cıvıl, diledikleri yemi yemişler. Kenevir ise büyümeye başlamış yeşil yeşil. Kırlangıç bir kez daha uyarmış, dünyadan habersiz kuşları:

“Koparın” demiş, “Bu kötü tohumdan fışkıran yaprakları, onlar büyünce kendinizi yok bilin.”

Kenevir büyüdükçe büyümüş. Kırlangıç, kuşları son kez uyarmış:

“ Bakın” demiş, “Kötü tohum sonunda sicim oldu. İnsanoğlu tuzaklar kurdu, siz küçük kuşları avlamak için. Geç olmadan haydi kaçın gidin.”

Kuşcağızlar yine aldırmamış.

Sürdürmüşler cıvıl cıvıl ötüşmeyi. Ancak çok geçmeden söylenen olmuş.

Nice kafesler kuşlarla dolmuş.

Jean De La Fontaine böyle yazmış kısaca diyor Aytun Çıray bir köşe yazısında. Bendeniz de hikâye bu ya deyip, biraz ders çıkaralım dedik, bu hikâyeden. Ders çıkarmak, daha doğrusu kıssadan hisse deyip geçiştirelim mi, yoksa

Kim kırlangıç?

Kötü tohumları eken kim?

Ya zavallı söz dinlemeyen küçük kuşlar?

Onlar kim; kim onlar sizce?

Tarzındaki sorulara yanıt mı arayalım?

Evet.

Bu kez karar sizlerin…

Sizler KÖFTER TATLISINI bilir misiniz? Bakın anlatayım. KÖFTER, üzüm suyu ile undan yapılan sucuk kıvamında bir tatlıdır. Yapılıp küplerde saklanır ve üzümler olgunlaşınca yenisi yapılıncaya kadar yenirdi. O tat nerede? Benimkisi de laf… Neyin tadı kaldı ki. Bizler kötü tohumları içimize almışız bir kere. Kötü tohumların çoğalışını, daha ne gibi kötülüklere neden olacağını kestirememek için en kötü yanı.

Bu güzelim KÖFTER tatlısını sevenler ile sevmeyenler, içleri doldurulmuş köfter küplerini üst üste dizivermişler. İçlerinden biri, daha doğrusu kötü tohum ekenlerden birisi bir gün en alttaki küpü çekivermiş.

Sonra ne mi olmuş?

İplikçi karının düpürü gibi bir dırdırlaşma başlamış aralarında. Kimileri küplerin dizilişini hatalı bulurken kimileri de, köfter tatlısının mazisinin bozuk olduğunu bu nedenle kaybedilen küplere yazık olduğunu savunmaya başlamış. Yalnız, bu tartışmalar uzadıkça, her tarafı sirke kokusu kaplamış. Zaman içerisinde koku o kadar çoğalmış ki herkes burunu tıkamış. Ama kimsenin aklına dökülenlerle, kırılanları toplayıp temizlemek gelmemiş. Ve bir tıngırtılı sohbet konumuz sümüklü böcekler söyleşisi ile son bulmuş.

Yavru sümüklü böcek annesi ile gezerken;

_ Anneciğim! Bu ardımızda bıraktığımız izler de neyin nesi? Diye sormuş:

Anne:

_ Onlar bizim mazimiz, gelip geçen ömrümüzdür yavrum.

Yavru sümüklü böcek yoluna devam ederken, hem arkada bıraktıkları izlere hayretle bakıyor ve hem de şunları mırıldanıyormuş:

_ Vay be! Ne kadar da parlak mazimiz varmış!... 

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.