banner1

BİST
ALTIN
DOLAR
STERLİN
EURO

Kıymetli Okurlarım;

Son zamanda ulusal medyada yer alan ve oldukça önemli gördüğüm olayların bazılarını değerlendirmek istemekteyim. Bu değerlendirmek istediğim olayların başında daha doğrusu icraatların başında İlköğretim kurumlarında Arapça dersinin gelecek yıllar için programa alınıp uygulanmaya koyulması yolunda karar verilmesidir. Medyada yer aldığına göre Milli Eğitim Bakanlığı, Talim Ve Terbiye Kurulu aldığı son kararla gelecek öğretim döneminden başlayarak İlköğretim kurumlarında Arapça dersinin öğretime konulmasını kararlaştırmıştır. Talim Ve Terbiye Kurulunun aldığı karar uyarınca 4.- 5. sınıflar için 2012–2013 öğretim yılında, 6.- 7. ve 8. sınıflar için 2013–2014 öğretim yılında İlköğretim okullarında Arapça dersi öğretilmeye başlanacaktır. Ve bunun içinde hemen kitaplar yazdırılmaya başlanacak, Milli Eğitim Bakanlığı söz konusu dersi İlköğretim Okullarında öğretmek üzere İmam Hatip kökenli yani İmam Hatip mezunları olan kişilerden öğretmenler alacaktır. Bu icraatı ve amacını anlamak mümkün değildir. Arapça denilen lisanın uluslar arası sahada kullanılan bir lisan olduğunu söylemek bence hata olacaktır. Gerçi Arapça konuşan insan sayısı Ortadoğu nedeniyle ve bazı İslam ülkelerinin dinsel faaliyetler nedeniyle kullanması dolayısıyla fazladır. Ancak ulusalar arası siyasette veyahut ekonomik faaliyetlerde dünya uluslarının birbiriyle anlaşmak için tercih ettiği bir lisan değildir. Hal böyle iken yakın zamanlara kadar ülkemizde uluslar arası sahada kullanılan, uluslar arası mahiyetteki dillerin bile öğretilmesi İlköğretim kurumlarına zorunlu ders olarak konulmamışken, onlara nazaran insanımızın ve toplumumuzun daha az işine yarayacak, daha az kullanacağı bir lisanı çocuklarımıza ana ders olarak koyup öğretmenin amacını anlamak hakikaten zordur. Milli Eğitim Talim ve Terbiye Kurulu bu kararla neye hizmet etmektedir? Neyi amaçlamaktadır? Çocuklarımızdan başlayarak, gençlerimize ve milletimize neyi empoze etmek istemektedir? Bunu zamanla belki açıklamaları mümkün olacaktır. Ancak onların açıklamalarının hiçbir zaman bu icraatın altındaki gerçek niyetleri yansıtacağını düşünmemekteyim. Bence bu icraatın altında Türk Milletini çocuklarımızdan başlayarak, Araplaştırmak amacı yatmaktadır. Eğer bu amaç olmamış olsa idi iyi niyetle düşünenlerin, düşüneceklerin ifade edecekleri gibi geçmiş nesillerle yeni nesil arasında bir bağ kurmak amacıyla İlköğretim kurumlarına bir ders koymak düşüncesi olsa idi, İlköğretim kurumlarına Arapça değil, Osmanlıca dersinin konması gerekirdi. Çünkü şuandaki toplumumuzun Arapçadan önce kullandığı lisan bugünkü Türkçe ile Arapça, Farzca kullanılan İslami dönemlerin lisanların sonrasında kullandığı lisan Osmanlıca idi. Nitekim bugün elimizde bulunan pek çok tarihçimizin ve bilim adamımızın lisan farkı dolayısıyla, alfabe farkı dolayısıyla inceleme imkânından yoksun olduğu arşivlerimizin çoğu Osmanlıca belge ve vesikalarla doludur. Osmanlıdan bize kalan yahut Osmanlı öncesinden bize kalan pek çok tarihi vesika, pek çok arşiv Osmanlıca olup, Arapça ile direkt ilgisi olmayan belge ve vesikalardır. Eğer tarihimizi yakından öğrenmek ve dünyaya öğretmek istiyorsak, eğer kültürümüzü geçmişten günümüze tanıtmak ve tanımak istiyorsak millet olarak Arapça öğrenmeye değil, Osmanlıca öğrenmeye ihtiyacımız olmalıdır. Hal böyle iken Arapçanın Milli Eğitim Bakanlığı Talim Ve Terbiye Kurulunca ön plana çıkarılıp, Türk Çocuklarına dolayısıyla Türk Gençliği ve milletine benimsetilmesi için bir adım atmak demek olan Arapça dersi öğretimi söz konusu ediliyorsa, önemle vurgulamak isterim ki bence bunun altında iktidarın Türk Milletini Araplaştırmak istemesi yatmaktadır. Tabii bunun yanında Ortadoğu’da görülen Vehhabi kökenli zihniyetlerin ülkemizde daha iyi ve daha kolay yayılmasının önünün açılmak istenmesi de muhtemel amaçlardan olabilir. Nitekim bu icraatın gereği İmam Hatip kökenli şahısların eğitime fazla miktarda dâhil edilmesinin önünün açılması da bu düşüncemi kuvvetlendirecek olgulardan birisidir. Ayrıca Arapça kitapların hazırlanması yazılması işlevi ile görevlendirilecek bundan dolayı menfaatlendirilecek bazı kişi ve kesimlerinde iktidar hesabına ve onun amacı hesabına desteklerinin kazanılması da söz konusu olabilecektir.

Yine son günlerde medya da yer alan bir habere göre ülkemizde Atatürk döneminden başlayıp günümüze kadar yaşatılan Yavru Kurt ve İzcilik Teşkilatlarının eğitim açısından din işleri öğretimine bağlandığını öğrenmekteyiz. Bu teşkilatların amaçlarının din öğretimiyle yakından uzaktan hiçbir alakasının olmamasına karşılık, din öğretimine bağlanmaları bence Arapçanın İlköğretim kurumlarına ders olarak konması kadar anlaşılamayacak bir icraattır. Acaba Milli Eğitim Bakanlığı veya ilgili teşkilatları bu düzenlemeyi yaparken neyi amaçlamışlardır? İzci denilen gençlere ve Yavru Kurt denilen çocukların teşkilatlarına din öğretimindeki kişilerin ne gibi katkılarda bulunacağını düşünmüşlerdir? Bence bazı kaynakların Bozkurt şeklinde telakki ettiği Mustafa Kemal’den ismini aldığını düşündükleri için Yavru Kurt Teşkilatını dine yaklaştırmak, dinsel bilgilerle yetiştirerek Atatürkçülükten farklı bir şekilde yetiştirmek amacıyla mı böyle davranmışlardır? Bunu bilmek mümkün değildir. Ancak din öğretiminin dini öğretmek ağırlıklı olduğu düşünülürse İzci Teşkilatına ve onun ilk basamağı olan Yavru Kurt Teşkilatına din öğretimi teşkilatını amir ve yönetici tayin etmek bence bu teşkilatları dinsel ağırlıklı bilgilere yöneltmeyi amaçlayan bir hareket olmalıdır.

Yine son günlerde medyada yer alan bir habere göre; Diyanet İşleri bünyesinde görev yapmak üzere, Güney Doğu ve Doğu Anadolu’da, herhangi bir resmi eğitim kurumundan yetişmemiş, halk arasında Çantadan yetişme diye tabir edilen din adamlarını eski dönemlerde (bir din adamına yaklaşıp onun müridi, öğrencisi olup onun verdiği eğitimle yetişen) yine halk tabiriyle Molla denilen kişileri Diyanet bünyesinde göreve alma gerçekleştirilecektir.  Bu icraat Diyanetin onayını alıp en yakın zamanda uygulamaya konulacak icraat olarak medyada takdim edildiğine göre, yakında geçekleştirilecektir. İnsan beyninin bu icraatı da anlaması mümkün değildir. Bir yandan İmam Hatip gibi, imam, müftü, vaiz gibi din görevlileri yetiştirecek okullar açıp buralarda bu tür görevlileri yetiştirirken ve bunları bol miktarda mezun ederken, bunlar yetmiyormuş gibi hangi niyet ve bilgilerle yetiştirildiği, yetiştiği belli olmayan kişileri diyanet ve dinin hizmetine almak hangi iyi niyetle açıklanabilecek bir davranıştır doğrusu anlamakta güçlük çekmekteyim. İmam Hatip kökenli hatta resmi kuran kurslarında yetişen, kuran kursu kökenli kişilerin mevcutluğu yanında bu gibi kişilerin Diyanet hizmetine alınması, devlet kadrolarına sokulması hangi amaçla yapılmaktadır doğrusu üzerinde çok düşünülecek konudur. İnsan olarak İmam Hatip ve kuran kurslarında yetişen din görevlileri Mustafa Kemal’in ilke ve inkılâplarına, Milli Eğitimin temel amaçlarına az çok uygun yetiştirildikleri için mi kenar da bırakılıp bu duygulardan, bu eğitimlerden uzak yetişmiş kişiler tercih ediliyor diye düşünmemekte mümkün değildir. Doğu ve Güney Doğu Anadolu’nun daha önce Şeyh Seyit İsyanı, Seyit Rıza İsyanı gibi isyanlar yaşadığı ve bu isyanları gerçekleştirenlerin şuanda göreve alınması düşünülen halkın kendisine Molla yahut Seyit dediği tipte kişiler olduğu düşünülürse bu icraat bence ileride Şeyh Seyit ve Seyit Rıza isyanları benzeri oluşumların önünü açması muhtemel bir icraattır. Bu nedenle İmam Hatiplerden yetişme din görevlileri yerine, halk arasından yetişmiş halk üzerinde etkisi olup söz sahibi olan kişilerin Diyanet İşleri görevine alınması ve onların arkasında devlet kuvvetinin onayının varmış izleminin verilmesi bence hatalı bir icraattır. Umarım ileride bu icraatın sebep olduğu, olacağı Şeyh Seyit İsyanı, Menemen İsyanı gibi isyanlar toplumumuzda yaşanmaz.

Bütün bunlardan sonra insan düşünmeden ve sormadan edemiyor. Yukarıda sözünü ettiğim icraatlar ve benzerleriyle Türk Milleti, toplumumuz nereye götürülmek isteniyor? Osmanlı’nın son dönemi incelendiğinde Osmanlı Devletinde bile görülmeyen, görülmeyecek bu tür icraatlarla Türk Toplumu, Türk Milleti Osmanlı’dan çok önceki dönemlere Emevi dönemine mi götürülmek isteniyor? Bir başka tabirle Türk Toplumu İslamiyet’in ilk dönemlerindeki Arap toplumuna mı benzetilmek isteniyor?

DÜZELTME

12.12.2011 tarihli gazete köşemizde yayınladığımız yazımızın 4. sütunun 35. satırında Aşure Günü ile ilgili 10 hikmetten 8. dile getirilirken Aşure Günün İbrahim Peygamber oğlu İbrahim Peygamberin doğum günü olduğu ibaresine yer verilmiştir. Bu ibare yanlış olup doğrusu İbrahim Peygamberin oğlu İsmail peygamberin doğum günüdür şeklindedir. Bu hatanın buna göre değerlendirilmesini belirtir özür dileriz. 

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.