banner1

BİST
ALTIN
DOLAR
STERLİN
EURO

60–70 yıl evvelin en çabuk iletişim aracı, tarihe damgasını vuran haberleşme aracının «Telgraf» olduğunu ileri yaştakiler çok iyi bilir. Tarihinizden müziğimize kadar, sosyal hayatımızın, kültürümüzün içine kadar işlemiş olan bu aracı kim bilmez ki... Şuna emin olunuz ki, Lise çağlarında olan birkaç gençle yaptığım sohbette, bu araç hakkında hiç de iyi yanıtlar alamadım doğrusu. Zaten, yazıma da konu endişenin sebebe budur. Eskiler hatırlar: «Telgrafın tellerine kuşlar mı konar? İnsan sevdiğine, böyle mi yanar? Yanıma gel, yanı yanı başıma, şu gurbette, neler geldi garip başıma!» zamanın meşhur türküsünü... İstiklal savaşımızın destanı «telgraf» ile doludur. Tarihe mal olmuş, telgrafçı Manastırlı Hamdi Bey'i nasıl unuturuz? Edâstonü, Mors alfabesini hiç mi hatırlamıyoruz? Bilenlere, bir şey diyeceğimiz yok ama bilmeyenler çok ayıp ediyor doğrusu...
* * *
İKİ HEYKEL
Canımın sıkkın olduğu bir gün, kentalinizin güzel yollarında yürümek için yer bulamadığımdan, uğrak yerim Turgut Reis heykelinin yanı oldu. Oradaki heykeli görünce, kentimizdeki iki heykelin yer ve görünüş biçimleri hakkında bir sürü soru takılıverdi beyin dağarcığıma.
Velhasıl, heykel filan derken, «İki heykel» isimli bir yazı geçti elime. Tabii, bu yazıdaki heykellerin, bizim heykellerimizle bir ilgisi yok. Heykel ile ilgili bu konu, o günkü Güneş gazetesinin bir köşesinde yayınlanmış. Ben de, yazımı tamamlamak ve biraz da mizahi olduğu için hoşunuza gider diye, köşeme aldım.
«Fransa'da bir parkta, yan yana duran bir kadın ve bir de erkek heykeli varmış. Senelerce yaz, kış, kar, yağmur demeden öyle dururlarmış.
Parkta uçuşan kuşlar da hep bu heykellerin üstüne pislemiş.
Günlerden bir gün bir Melek, bu heykellere gelip « sizlere çok acıyorum. Belli ki birbirinize de âşıksınız, senelerden teri yan yana duruyorsunuz ama daha el ele bile tutuşmadınız. Onun için sizi on beş dakikalığına canlandıracağım. O müddet içinde ne isterseniz yapabilirsiniz. Yalnız on beş dakika sonra yeniden taş kesileceksiniz» demiş ve sonra da ellerini çırpıp, iki heykele geçici can vermiş.
Heykeller, hemen el ele tutuşup çalıların arkasına koşmuşlar. Bir müddet kahkaha sesleri gelmiş, çalılar sallanmış ve sonra da, iki heykel gülerek, neşe içinde çalıların arkasından çıkmışlar,
Melek, heykellere göz kırparak «haydi size bir on beş dakika daha vakit veriyorum» demiş. Kadın heykel çok memnun olmuş ve erkeğe dönerek; «Haydi şekerim» yine güvercin yakalayalım. Ama bu defa sıra bende, onu sen tutacaksın ve kafasına da ben edeceğim...» Esen kalın…

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.