banner1

BİST
ALTIN
DOLAR
STERLİN
EURO

 

23 Nisan 1935’te İstanbul’da yapılan “ Milletlerarası Kadın Kongresi”nin toplanmasına ön ayak olan ATATÜRK, kongreye gönderdiği mektupta “ Siyasi ve içtimai hakların kadın tarafından kullanılmasının beşeriyetin saadeti ive prestiji bakımından elzem olduğuna eminim.” İfadelerine yer vermiştir. Buna göre Türk Kadınının dünya kadınlarıyla ilişkilerinin alacağı şekilde ATATÜRK’ÜN, “ Türk Kadını’nın Dünya Kadınlarına elini vererek dünya barış ve güveni için çalışacağına emin olabilirsiniz” ifadeleriyle belirlenmiştir.

1923’lerden itibaren uygulamaya koyduğu kadın hakları için dünya ancak 1975 yılında birlik olarak çaba sarf etme gereğini duymuş ve bu yılın “ Kadın Yılı” olarak ilan etmiştir. Kadının toplumdaki köprü görevi görmesi, Sosyal sistemin işleyişine olan katkıları düşünüldüğünde, ATATÜRK’ÜN bu konuya bakış açısı dikkate değerdir.

“ Daha esenlikle, daha dürüst olarak yürüyeceğimiz yol vardır. Bu yol, Türk Kadınını çalışmalarımıza ortak yapmak, ilmi, ahlaki, sosyal, ekonomik yaşamda erkeğin ortağı, arkadaşı, yardımcısı ve destekleyicisi yapmak yolundur.”

Bu düşünce yapısı, Türk kadınını toplum içerisinde kişilik kazanmasına yol açmıştır. 1923 yılında İzmir’de yaptığı konuşmada, “ Şuna inanmak lazımdır ki, dünya üzerinde gördüğümüz her şey kadının eseridir.” Diyen ATATÜR, toplum iki cinsten oluştuğunu, cinslerden yalnız birinin yüzyılımızın gerektirdiklerini elde etmesiyle yetinilmesini, o toplumu yarı yarıya zayıflattığını vurgulamıştır.

Ona göre, “ Türkiye Cumhuriyetinde kadın en saygın yerde, her şeyin üstünde yüksek ve şerefli bir varlıktır.” O, Türk kadınına Türk Ordusu saflarında resmen ve üniformalı olarak yer veren ilk generaldir. O; “ Kadın meselesinde cesur olalım. Kuruntuyu bırakılım, açılsınlar, zihinlerini ciddi ilimler ve fenlerle süsleyelim” derken kadının hem kişiliğini kazanmasını, hem topluma katkısını, hem de eğitilmesini istemiştir.

&                              &                              &                                  &                           &

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü nedeniyle Atatürk’ümüzün kadınlarımız ile ilgili bazı görüşlerini aktardım. Şimdi kadınlarımız ile ilgili olarak aynaya baktığımızda iki değişik görüntü görüyoruz. Bu görüntünün ilki, ATATÜRK Türkiye’sindeki görüntüydü. İkinci görüntüye gelince, anlatmamıza herhalde gerek yok.

Hangisinden başlayalım?

Şiddet uygulamalarından, kadın cinayetlerinden mi? Sosyal hakların eksikliğinden mi, yoksa çocuk yaşta evlendirilmelerinden mi bahsedelim?

Eğitim alanında, sosyal ve siyasal alanındaki eşitsizlikten mi?

İşte önümüze gelen siyasi parti tabloları halen bir ülkenin siyasi alanında “ Kota” uygulaması yapılıyorsa, o ülkede Kadın- Erkek eşitliğinden söz edilebilir mi?

Bugün Türk kadınının olması gerektiği yer, ATATÜRK’ÜN arzuladığı ve yaşamaya çalıştığı seviyeye geldi mi, gelmedi mi? Lütfen, çevrenize bakın ve kadınlarımızın ne durumda olduğunu bir gözlemleyin.

Kendi kendimizi hiç aldatmayalım. Halen kadınımızı “ 3 Çocuk yapın!” zihniyeti ile idare etme, “ Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin!” sözünün geçerli olduğu dünyamızda, kadın-erkek eşitliğinin bazı aydın geçinenlerin kadın savunuculuğu ne kadar inandırıcıdır?

Milli Eğitimde “ 4+4+4” denilen ucube Eğitim sisteminin getirebileceği olumsuzluları düşünmeden, böyle bir eğitim sistemini uygulamak isteyenlerin kadın hakları konusunda karanlık emeller beslediğinin en açık göstergesidir.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlanırken, Tüm Kadınlarımıza; şiddetten uzak, her konuda eşitlik olan, ezilip sömürülmeyen, her alanda seslerini duyurabilen bir dünya diliyorum.

Esen Kalın… 

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.