banner1

BİST
ALTIN
DOLAR
STERLİN
EURO

Hepimiz biliyoruz ki Osmanlı devleti kuruluşundan yıkılışına kadar mutlakıyet ağırlıklı yönetimle yönetilmiş ancak Yavuz Sultan Selim döneminden itibaren Osmanlı padişahlarına tanınan halifelik hakkı nedeniyle teokratik özelliğe de sahip kılınmış bir devlettir. Bu nedenle 

Osmanlı devleti kuruluşundan itibaren Fatih devrine kadar mutlaki bir beylik Fatih devrinden Yavuz devrine kadar mutlaki bir imparatorluktur. Yavuz devrinden 2. Abdülhamit devrine kadar yaşanan sürede padişahların aynı zamanda Sünni İslam dünyasının halifesi olma özelliğine sahip kılınması nedeniyle devletin şekli mutlaki ve teokratik bir imparatorluk olmuştur. 2. Abdülhamid devrinde 1. Meşrutiyetin ilanıyla özellikle 2. Meşrutiyetin ilanıyla devlet sistemi meşruti teokratik bir imparatorluk olmuştur. Bu dönemin bir istinası 2. Abdülhamid’in saltanat dönemi olmuş bu padişah imparatorluğu mutlaki ve teokratik bir diktatörlükle yönetmiştir. Bütün bu farklı sistemlere rağmen Osmanlı Devletini yöneten beyler ve padişahlar devleti bizzat kendileri yönetmemişler devlet yönetiminde bugünkü dünyamızın hükümet veya kabine dediğimiz sistemini oluşturarak bu sistem eliyle yönetmişlerdir. Bugün hükümet veya kabine dediğimiz sistemin Osmanlı devletindeki adı divan olmuş bugün hükümet başkanı yahut başbakan dediğimiz görevlinin karşıtı olan veziriazam yahut sadrazam dediğimiz görevlini başkanlığındaki divan eliyle devlet yönetilmiştir. Mustafa Kemal dönemiyle başlayan cumhuriyet sistemimizin devlet başkanlığı görevini verdiği cumhur reisinin karşılığı Osmanlı padişahı olurken Osmanlı padişahının reisi cumhurdan farklılığı sadece devleti temsil eden kişi olmaktan öte devletin sahibi, devletin yürütme, yasama, yargı yetkilerini elinde tutan kişi olmasıdır. Osmanlı devletinin hükümet başkanı olan sadrazam başta olmak üzere divan üyelerini tayin edip göreve getiren kendisiyle ters düştüklerinde onları görevlerinden alan Osmanlı padişahıdır. Hükümet başkanı olan sadrazam ve divan üyeleri tamamen onun isteklerine tabi olup millet karşı değil padişaha karşı sorumludurlar. Meşrutiyet devrinde durum biraz değişmiş padişahın yanında Osmanlı parlamentosu olan meclisi mebussan da divan denilen hükümet üzerinde başkanı ve üyeleri üzerinde hesap sorma söz sahibi olma hakkını elde etmiş olsa bile yine de divan yani hükümet padişahı temsil etmiş onun tarafından atanmış onun tarafından sorgulanmıştır. Cumhuriyet devrinde devletin sahibi TBMM kılınmış ise da son dönemde terk edilen cumhurbaşkanlığı, başbakanlığı parlamenter rejim yerine getirilen cumhurbaşkanlığı sistemiyle devletin şekli cumhuriyet olarak kalsa da kabine sistemi ortadan kaldırılmış Osmanlı devletinin bile uygulamadığı bir sistem ile devlet cumhurbaşkanı tarafından direkt olarak yönetilmeye başlanmıştır. Artık devletin nazari olarak sahibi TBMM olsa bile fiili olarak cumhurbaşkanı görülen bir sistem görünümü sergilenmeye başlanmıştır düşüncesindeyim. Son yıllarda terk ettiğimiz kabine sistemini 600 küsür sene yaşatan Osmanlı devletinin kabine başkanları yani hükümet başkanları sadrazam veya veziriazam adı ile anılan makam sahipleri olmuşlardır. Tarih sırası ile bu şahısları öz geçmişleri ile irdelediğimizde Osmanlı devletinin idare sisteminin daha iyi tanınabileceğini düşünmekteyim bu amaçla bazı yazılı kaynaklara dayanarak Osmanlı sadrazamlarını şu sıralamayla irdelememizin doğru olacağını düşünmekteyim.

Hemen şunu da eklemek isterim ki Osmanlıda görülen bu hükümet sistemi gibi daha basit şekliyle uygulama bulmuş hükümet şeklini Büyük Selçuklularda da görmemiz mümkündür. Osmanlıda sadrazam denilen parlamenter rejimdeki başbakanın dengi olan sadrazam makamını Büyük Selçukluda baş vezir, büyük vezir veya nizamül mülkün şahsında gördüğümüz gibi Hâce adlandırmasıyla görmek pekâlâ mümkündür. Osmanlıda baş vezir uygulamasını ve ismini daha basit uygulamayla Orhan Gazi zamanından itibaren görmek mümkünse de tam teşkilatlanmış bir hükümet şeklini ancak Fatih zamanında biraz zorlarsak 2. Murat zamanında başlatmamız mümkündür. Efsanevi tarihte Osmanlının ilk vezir veya büyük vezir sıfatını alan kişinin Osman Gazi’nin, Şeyh Edebali’nin kızı Bala Hatun’dan doğan oğlu Alaattin Bey olduğunu görebiliriz. Osman Gazi’nin ölümünden sonra onun büyük oğlu olan Alaattin Bey’in Osman Bey’in ikinci eşi Mal Hatun’dan olan oğlu Orhan Veli başa geçirip kendisinin onun vezirliğini üstlenip devlet teşkilatını kurmaya yönelmesi şeklinde bir anlatıma tarihi anlatımlarda rastlamaktayız. Bu şehzade Alaattin Bey’den sonra bir başka Alaattin Bey’in yanlış hatırlamıyorsam İlyas Bey’in Çandarlıların atası Hayrettin Bey’in Osmanlıda büyük vezir veya sadrazam olarak iş başına getirildikleri anlatımları görülebilmektedir. Ancak Osmanlının parlamenter rejimdeki hükümet sistemine benzeyen divan teşkilatını tam teşekkürlü olarak Fatih Sultan Mehmet devrinde oluşturduğunu düşünürsek Osmanlı hükümet başkanlarını da bu devirden itibaren tarih sırasıyla irdeleyebiliriz düşüncesindeyim. Bu irdelemeye de haliyle 2. Murat ve Fatih devirlerinin sadrazamı olan Çandarlı ailesine mensup sadrazamlarla başlatmamız yerinde olacaktır kanaatındayım. Bu irdelemeye başladığımızda. İlk sırada Çandarlı Hayrettin Paşa’yı görmekteyiz.

Çandarlı Hayreddin Paşa, [Kara Halil] (? - 1387): 1368-770 tarihinden itibaren sadrazam olmuştur. Osmanlıların ilk büyük vezirlerindendir. Çandarlı Ailesinin kurucusu olan Kara Halil Paşa, Bilecik, İznik ve Bursa kadılıklarında bulundu. I. Murad Bey
devrinde kazasker oldu. (1362). İlk olarak düzenli yaya ve müsellem
denilen atlı askerî birlikleri kurdu. Devamı yarın…

 

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.