banner1

BİST
ALTIN
DOLAR
STERLİN
EURO

                Sevda rüzgârı eserdi asuman yüreğimde. Bir saba rüzgârıyla iğde ağacının kokusu eşlik ederdi bana ve adeta gönlüme sinerdi. Zifiri karanlık bir gecenin ardından, gelen ses ürkütürdü beni. Yağmurun sesi eşliğinde pencere kenarında dışarıya bakarak uzun düşüncelere dalardım. Kör bir kuyuya mı düşmüştüm, esir mi düşmüştü yüreğim! Gölgesini bile yaşayamadığım aşk iklimini artık ben de görmek ve yaşamak istiyordum.” Gönlünde sevda iklimleri yaşatmak isteyen başka birileri de var mı?” Diye düşündüm. Hayatı devamlı başka pencerelerden seyrederdim.

                Kim bilir gönlümün kanatları altında uçmayı arzulayan lakin gönül kapısına varmak için cesaret edemeyen ne çok insan vardır. Acaba kendimi teselli mi ediyordum?. Sevmek, bir çığ gibi büyüyen ve sınırları olmayan değil midir? Öyleydi elbet, seven, yüreğinde kor ateşler taşır ve kalbinde uçuşan alevden kuşların çırpınışlarını hisseder.

Sevda tepesinde filizlenip kaybolmuş aşk-ı derun sevdiğimi düşlüyordum. Hasretine vurgun yüreğimde, filizlenen aşk fidesi boynunu bükmüştü. Göğün mavilikleriyle gelen sevdanın sancısıydı bu. Kar yağan gönüllere,  ömrümüzün her deminde yaşamayı arzuladığımız,  hicranlı bir seslenişti bu.  

                Üzüm karası gözlerimle düşlediğim, özlemini çektiğim, yüreğimde biriktirdiğim duygularımın dile getirdiklerine engel olamıyordum. Yüreğim, dalgalı hüzün bulutlarına esir düşmüş. Seher vakti esen yelin etkisiyle yazdığım düşleri, gözlerim rahmet damlalarına anlatıyordu. Toprak kokusunu içime çekerek sevdamı resmediyordum.” Sevdası derun, aşkı ketum olan var mı ki ola!” dedi iç sesim. Keşke aşk, Yeri göğü inletse, yakıp kavursa, sevda ikliminde tüm bedeni sımsıkı sarsa! Sardunyalar çiğdemler açsa gönül defterimde, kötü hatıraları tüm hafızadan silip atsa! Örselenmiş yüreğin seslenişleriydi belki bu. Ruhumda barındırdığım hisleri düşlerimle anlatmak ne çok hoşuma gitmişti.

                Ardıma bakmadan sevda penceresini açmış rüzgârın ve yağmurun sesiyle anlatmaya devam ediyordum. Beni bu yolun yolcusu yapan göçebe yüreğimden söküp attığım, kanatlarını kırdığım gurbet kuşlarının sesleriydi sanki. Ay ışığını yakamozla anlattığı aşk sözlerini kalbimin derinine en derinine gömmüştüm. Şimdi prangalar eskittiğim şimdi hasret çektiğim yılları ruhumda nasıl silebilirim. Gönül penceremde hicran kol geziyor. Esme deli rüzgâr kal ezelde kalbim aşkın vuslata ereceği vakti beklemekte. Her şey vakt-i saatini bekler, beni bana bırak yüreğimin dinginliğini bana geri ver. Yağmur damlaları eşliğinde sevgi ırmakları akısın gönlüme. Yüreğime bahar iklimleri gelsin bundan gayrı yoktur bir arzum bilesin…

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.