banner1

BİST
ALTIN
DOLAR
STERLİN
EURO

Bugünkü devletimizin ilk ve devamlılık gösteren Türk Cumhuriyeti olduğu muhakkaktır. Çünkü ülkemizdeki Anadolu Türklerinin kurduğu Cumhuriyetimiz öncesinde Balkanlarda, Kırım Yarım Adasında, Kafkasya ve Azerbaycan sahasında Doğu Türkistan sahasında Cumhuriyetimizden önce Cumhuriyetler kurulmuştur. Ancak bu kurulan Cumhuriyetler o sahadaki işgalcilerle, o sahaların yerli halkları yani yerli Türk kitleleri arasında cereyan eden mücadeleler sırasında kurulmuşlar, kuruluşlarına müteakip ömürleri kısa olmuş, ya işgalcilerin işgali altına düşerek mevcudiyetleri son bulmuş veyahut da kendilerine destek veren Osmanlı Devleti gibi destekçilerinin oraları egemenlik altına almasıyla son bulmuşlardır. Cumhuriyet idaresinin bu sahalarda oluşmasının hangi şartlarda oluştuğunu, bu sahaların tarih akışı içerisinde ne gibi aşamalar geçirdiğini dünü yanında bugününü de tanımak için genel kaynaklara baktığımızda sırasıyla şu bilgilere rastlarız. Genel kaynakları irdelediğimizde bu sahalardan ilk olarak Batı Trakya sahasına, buranın tarihine ve burada kurulan Batı Trakya Cumhuriyetine bakmamız gerekir düşüncesindeyim. Genel kaynaklar bize bu konuda şu bilgileri vermektedir:

“Batı Trakya Bölgesi hiç şüphesiz ki Türk tarihi açısından özel bir konum teşkil etmektedir. Osmanlı Devleti’nin Dağılma Dönemi’nde büyük ve orta ölçekli devletlerin bölge üzerindeki farklı stratejileri ve buna karşılık Türk Devleti’nin ve halkının bu oyunları bozmaktaki azmi Batı Trakya’nın tarihsel ve efsanevi boyutu hakkında bize bazı fikirler verebilir. Ne var ki günümüzde halen popülaritesini koruyan ve Türk-Yunan ilişkilerinde türlü dalgalanmalara neden olan Batı Trakya’nın tarihsel süreç içerisinde incelendiğinde göze çarpan en önemli özelliği, Osmanlı askerlerinin ve bölge halkının kurdukları Batı Trakya Türk Cumhuriyeti’dir. Bağımsızlığını yeni kazanan Balkan devletlerinin birleşerek Osmanlı Devleti’ne sırayla Karadağ, Bulgaristan, Sırbistan ve Yunanistan’ın harp ilanları I. Balkan Savaşı’nın başlangıcını oluşturur. Yıllarca süren harplerin yorgunluğunu üzerinde hisseden Osmanlı Devleti bu savaşa hazırlıksız yakalanmıştı. İkmal ve Levazım Teşkilatı’nın bozuk olması, muharebe gücü yüksek, deneyimli 120 tabur askerin terhis edilip Anadolu’ya gönderilmesi, askerin beslenme sıkıntısı, aynı zamanda ordunun siyasete karışması sonucu komutanlar arasında oluşan anlaşmazlık ve Balkan devletlerinin birleşmesine ihtimal vermeyen Osmanlı Devleti’nin sorumsuzluğu bu savaşın aleyhimizde sonuçlanmasında belirleyici olmuşlardır. Osmanlı ordusunun kısa sürede dağılması, Ekim sonlarında Bulgaristan’ın Çatalca önlerine gelmesine ve Osmanlı Devleti’nin Makedonya’yla irtibatının kopmasına neden olmuştur. Sırpların Üsküp’e girmesi ve Arnavutluk’un işgal edilmesi artık Balkanlarda söz sahibi olmadığımızın göstergesidir. I. Balkan Savaşı sonucunda 30 Mayıs 1913’te Londra Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşmaya göre Midye-Enez hattının batısında kalan bütün topraklar Balkan Devletlerine bırakılmış, Bulgaristan Dedeağaç ve Kavala arasındaki toprakların sahibi olarak Ege Denizi’ne çıkmış ve Osmanlı Devleti’nin batıdaki tek sınır komşusu olmuştur. Osmanlı’dan aldıkları toprakların paylaşılması konusunda birbirleriyle tutarsızlığa düşen Balkan Devletlerinin farklı menfaat algılamaları II. Balkan Savaşı’nın temelini oluşturur. Romanya’nın da çatışmalara intikali savaşa geniş bir boyut kazandırmıştır. Sofya merkezli çıkan bu savaş Bulgaristan’ın fazlaca hırpalanmasına neden olacaktır. Bulgaristan’ın içinde bulunduğu açmazdan faydalanmayı bilen Osmanlı Devleti Türkler için namus demek olan Edirne’yi geri almıştır. bu savaş sonunda Osmanlı Devleti’yle Bulgaristan arasında İstanbul Antlaşması imzalanmıştır. Antlaşmaya göre Edirne ve Kırklareli Osmanlı Devleti’ne geri verilirken; Yunanistan ile Osmanlı Devleti arasında da Atina Antlaşması imzalanmıştır.

Batı Trakya, 1912’de Balkan Savaşlarının hemen başında Bulgarlar tarafından; II. Balkan Savaşı esnasında da Yunanlılar tarafından işgal edilmiştir. Ancak II. Balkan Savaşı sonucunda imzalanan Bükreş Antlaşması Batı Trakya’nın bir kısmını Bulgar Devleti’ne bırakırken; Yunan tarafı bu bölgenin teslimi konusunda olabildiğince sorunlar çıkarmış hatta Batı Trakya sorununa Osmanlı Devleti’ni de karıştırmak istemiştir. Yunanlıların bu şekilde düşünmelerinde haklı gerekçeleri olduğu kesindir. Batı Trakya’nın Bulgarlar tarafından işgal edilmesinden sonra bölge Rumlarını Bulgaristan’ın zulmünden ve kötü idaresinden koruma isteği ve son zamanlarda hayli toprak kaybetmiş olan Osmanlı Devleti’ni de bölge sorununa karıştırarak Batı Trakya’yı Türklerden daha kolay alabileceğini umması Yunanlıların politik tutumlarını yansıtır. İşte bütün bu hesapların içinde II. Balkan savaşında Bulgaristan’ın içine düştüğü güç durumdan yararlanan Osmanlı Devleti 23 Temmuz 1913’te Edirne’yi geri almış ve Meriç nehrine kadar olan topraklarını kurtarmıştır. Ancak Meriç nehrinin batısında kalan ve yüzde seksen beş gibi büyük bir oran teşkil eden Batı Trakya’daki Türk nüfusunun geleceği Bab-ı Ali yönetimince üzerinde düşünülmeye değer bir konu olmuştur. Devam edecek…

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.