banner1

BİST
ALTIN
DOLAR
STERLİN
EURO

Kadın ve erkek fıtrat olarak farklı olduğundan fıtrat olarak eşit durumda değildir.

Fıtrat tabiri ile dile getirilen noktanın yapı olarak kastedildiğini düşünmekteyim.

Böyle düşünürsek bir oranda bu söze hak vermemek mümkün değildir. Hakikaten kadın ve erkek yapısı birbirinden farklıdır. Eşit değildir. Genel mahiyette ana unsurları ile aynı olsa da detay olarak farklı uzuvlar taşıması dolayısıyla ve genel mahiyette ki organların farklı özellikler göstermesi nedeniyle her iki cinsin yapısı gerçekten birbirinden çok farklı ve eşit değildir.

Ama zaten dünya kurulduğundan bu yana hiç bir insanoğlu kadın ve erkeğin yapısal olarak eşit olduğunu savunmamıştır. Hatta dile getirmemiştir. Zaten ilk çağlardan başlayarak yakın çağlara kadar bu nedenle olsa gerektir ki pek çok toplum ve ulusta kadın erkeğe nazaran biraz gölgede kalmış ikinci sınıf vatandaş durumunda tutulmuştur.

Bu Avrupa'sından, Asya'sına, Afrika'sından, Okyanusya'sına, Amerika'sına kadar bütün kıtalarda ki toplumlarda aşağı yukarı kendisini göstermiştir. Bazı toplumlarda bunun aksi olduğu dönemlerde olmuştur. Bazen kadın erkekten ön planda tutulmuş onun doğurganlık özelliği yaratıcılık özelliğiyle eş görüldüğünde kadın ilkel dinlerdeki Tanrı'larla eş görülmüş ilk çağ dinlerinin tabiat dinlerinin çoğunda Tanrı olarak kadına yer verildiği görülmüştür.

Hatta bu sebeple olsa gerektir ki bazı ilkel toplumlarda ana erkil aile dediğimiz, annenin aile reisi sayıldığı aileler ortaya çıkmış çok ender görülse de ananın eşleri çok olabilmiştir. Soy anadan türemiş kabileler aynı ananın nesillerinden oluşmuştur.

Biz Türk'ler de ise ata erkil aile söz konusu olduğunda kadın ikinci planda kalmış ama İslamiyet'in kabulüne kadar kadın hemen hemen erkeğe yakın bir statüde toplum içinde erkekle birlikte rol oynamıştır. Hükümdarların yani Han, Hakan'ların yanında eşleri de hatun olarak aynı saygıyı görmüş çıkan fermanların üstünde Han ve Hatun buyurur ki ibaresi yer almıştır.

Bu nedenledir ki biz Türk'ler de kadının bedensel yapısı farklı olsa da toplum içinde ki işlevleri çoğunlukla sosyal konularda aynı olabilmiştir. Erkekler gibi Türk kadını da ata binmiş Türk kadını da ok kılıç kullanmış hatta Türk kadınlarından oluşan ordular meydana gelebilmiştir. Hatta biraz daha ileri giderek söyleyebilirim ki Asya kökenli efsanelerin içerisinde sırf kadınlardan oluşan ordular ve onların başında kadın hükümdarların bulunduğu amazon denilen kitleler görülebilmiştir.

Bütün bu efsaneler kadının İslamiyet'e kadar Türk'ler de bedensel yönden erkekle eşit olmamasına rağmen işlevsel açıdan icraat açısından eşit veya eşite yakın tutulduğunu söyleyebilmemiz mümkündür.

Ama İslamiyet'in kabulünden sonra aynı Araplarda olduğu gibi biz Türk'lerde de kadının işlevsel sahada da yani icrai sahada da erkekten farklı görülüp ikinci plana itilmeye başladığını görmüşüzdür.

Hz. Muhammed'den başlayıp Emevi'lere gelen zamana kadar yaşanan gerçek İslam Emeviler devrinde değiştirilip bugünkü İslam'ın ilk ortaya çıkışı başlatıldığında İslami açıdan kadın daha bir geriye itildiğinden biz Türkler bu dönemde İslamiyet'i kabul ettiğimiz için İslamiyet'in kabulünden sonra Türk kadını da toplumda ki rol ve hak konusunda ikinci sınıf vatandaşlığa itilmiştir.

Öyle ki Türk ve Müslüman kadını özgür olmayan insan kitleleri ile erkekler arasında kalan üçüncü bir sınıf insan muamelesi görmüştür. Gördüğümüz kadarıyla Türk ve İslam kadını bu dönemde ne bütün haklara sahip özgür bir vatandaş ne de bütün hakları kısıtlanmış köle bir vatandaş durumunda değildir. Devam edecek…

 

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.