banner1

BİST
ALTIN
DOLAR
STERLİN
EURO

Erkeğin karşısında hakları kısıtlanmış adeta daha öncede belirttiğim gibi köle ile hür erkek arasında ortaya çıkmış üçüncü bir insan kitlesi durumuna getirilmiştir.

Gerçi bu her Türk devletinde aynı olmamış. Kadının bu sınırlılığı farklı dereceler ifade etmiştir. Kadının sınıflarına göre farklı haklara sahip olması da çok sık görülen özelliği olmuştur. Türk kadınının erkekle işlevsel sahada yani devlet karşısındaki hak eşitliği ancak Cumhuriyet döneminde söz konusu olabilmiştir.

Buna rağmen Cumhuriyet öncesi dönemde de hanedan mensupları yahut üst sınıfların kadınları bugünkü dönemde ki kadınlarımızın sahip olduğu bazı hakları kullanabilmişlerdir. Ama bunlar istisnai durumlardır. Cumhuriyeti kuran Mustafa Kemal medeni hukukun kabulü ile kadınların hesabına tek eşle evliliği mirasta kadın erkek eşitliğini kadınlara seçme ve seçilme hakkını getirerek kadın ve erkek eşitliğini Cumhuriyet döneminde kadınlara temin etmiştir.

Ne var ki daha önceki uzun dönemin tesiri ile toplumun farklı çevrelerinde Türk kadınının bu hak konusunda icrai sahada ki imkan konusunda ki eşitliği kullanması her yerde aynı şartlarda ve aynı zamanda olamamıştır. Mustafa Kemal sonrasında da ülkemizin bazı yerlerinde mahalle baskısı şeklinde ki toplum baskısı kadınlarımızın devletin ve kanunun verdiği haklarını kullanmasını engellediğini görmüşüzdür. Ancak devletin medeni hukuk kurallarının desteği ile bu gibi uygulamalar oldukça azınlık teşkil edecek duruma düşmüşken son yıllarda durum yine değişmiş ve ülke siyasetine hakim olan teokratik zihniyet ağırlıklı siyasetçilerin etkenliği ve topluma etkileri nedeni ile toplumda tekrar kadını ikinci sınıf yapmaya yönelik toplum baskıları artmaya başlamıştır. Devleti yöneten zihniyet bu baskı ile mücadele edeceği yerde ona kolaylıklar tanıyan hatta bence yer yer göz yummalar sağlayan uygulamalarla Türk kadınını tekrar baskı altına alınmış duruma getirmiştir.

Ülkemizin son 15 yılında birden bire artan medeni nikah yerine dini nikah halkın imam nikahı dediği nikahla yapılan evlilikler bunun en basit göstergesi olmaya başlamıştır. Artık devletin eskiden tanımadığı imam nikahlı dediğimiz nikahta olan çiftlerin çocuklarının resmi nikahla olan çocuklarla eşit statüde olması da kadınların üzerindeki geriye dönüş yolunda ki toplum baskısını kolaylaştıran bir uygulama olmuştur.

Artan tarikatçılık, cemaatçilik, şeriatçılık faaliyetleri de Türk kadınını tekrar peçe, çarşaf ve kafes arkasına iterken Mustafa Kemal'in özgür duruma getirdiği Türk kadını tekrar eski durumuna hatta ondan daha kötü duruma gelmeye itilmeye başlanmıştır.

Öyle ki Osmanlı döneminde imam nikahlı eşinden ayrılan kadın öldürülmezken bugün artık imam nikahlı eşinden ayrılan kadınlar cinayetlere kurban edilerek kadınlar adeta eşlerinden ayrılmamaya onlara tamamen kul köle olmaya zorlanmaya başlamışlardır.

Eğer birileri kadınlara toplumumuzda değer verildiğini veya değer verilmesi gerektiğini ortaya koymak istiyorsa açık ve seçik olarak şunu ifade etmesi şarttır.

Kadın ve erkek yapısal olarak bedensel yapı olarak aynı değilse de kanunlarımız ve resmi kurumlar karşısında eşit temsil hakkına eşit kanuni haklara sahiptirler demek yeterlidir ve bunu dedikten sonra da bu ifadenin gereğini yerine getirip kadın ve erkeğe kanunun icabınca resmi kurumlarımız mahkemelerimiz resmi dairelerimiz ona göre davranmalı erkeğe hak tanıyıp kadını ezmemeli yahut kadına hak tanıyıp erkeği ezmemelidir.

Kısacası süslü veyahut Arapça kelimelerle mesela Kadının Fıtratı diyerek kadın erkek arasındaki kanun karşısındaki resmi kurumlar karşısındaki eşit haklara sahip olmayı gizlemenin gizlemeye çalışmanın anlamı yoktur.

 

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.