banner1

BİST
ALTIN
DOLAR
STERLİN
EURO

İslam olmalarına karşılık İslam’ın beş ana şartı olan kelimeyi Şahadet getirmek, Namaz kılmak, Oruç Tutmak, Zekât Vermek, Hacca Gitmek gibi şartları ve İmanın Şartları dediğimiz şartları tam anlamıyla kabul edip yerine getirmeyen, getiremeyen pek çok kimsenin olduğu şüphesizdir. Bu konuda meşhur bir Bektaşi fıkrası vardır. Bu fıkra bu konuyu şöyle dile getirir. Bir toplantı da Bektaşi’nin de içinde bulunduğu bireyler İslam Dininden konuları konuşuyorlarmış. Nasıl olursa söz İslam’ın şartlarına gelmiş. Mecliste bulunan bir molla aklı sıra meclisteki zenginlerin ve hocaların hacıların yanında Bektaşi’nin bilgisizliğini ortaya koyup, onu küçük düşürmek için ona hitaben İslam’ın Şartı kaçtır? Baba demiş. Bektaşi hiç düşünmeden cevaplamış: Birdir. Demiş. Molla onun bilgisizliğini pekiştirmek için Baba nasıl Olur? Deyince Bektaşi hemen eklemiş. Dur izah edeyim oğul demiş. Namazla orucu biz Bektaşiler ve benzerlerimiz Hacla Zekâtı da siz hocalarla zenginlerimiz kaldırmadık mı? Geriye kelimeyi şahadetten başka bir şey kaldı mı? Demiş. İşte ne yazık ki toplumumuz bugün bireylerinin tamamı sadece kelimeyi şahadeti kabul edip uygulayan bir İslamiyet’i yaşamaktadır düşüncesindeyim. Çünkü vatandaşlarımızın, dindaşlarımızın çoğu bu beş ana şartın tamamını yerine getirmemekte yerine getirmekten uzak durmaktadırlar görüşündeyim. Üstelik bazılarını yerine getirirken de modaya uymak, gösteriş yapmak, çevresindekileri kandırmak, kendilerine itibar ve kariyer kazandırmak amacı güdüldüğü açıkça belli olan icraatlar söz konusu olmaktadır. Bir başka tabirle İslamların bir kısmı faydasına inanmadıkları kalplerinden gelerek yapmadıkları ibadetleri ve beş ana şartın yerine getirilmesini, birilerini kandırmak için yapmakta, ikiyüzlülük göstermektedirler.

Bence kendi kazançlarıyla, bedelleriyle yapmaları gereken ibadetleri yerine getirmeleri gereken farzları başkalarının yardımıyla yahut faizli para kullanarak, ödünç para kullanarak, yerlerine vekil kullanarak yapmaları bence bir oranda riyakârlık, mürailiktir. İslam toplumlu içerisinde Müslümanlar olduğu gibi mürailer olması da normaldir. Oldukları gibi değil aksettirmek istedikleri gibi görünen bunu ibadetlerinde ve itikatlarında de kullanan kişilere verilen ad olan mürai kelimesi kullanıldığı kişiyi İslam gösterebilir. Ama hiçbir zaman Müslüman yapmaz yapamaz. Bu nedenle mürai ve Müslümanlardan oluşan toplumun tamamına ben İslam’ım diyen bireylerden oluşan bu tür toplumlara İslam Toplumu denilebilir. Ama Müslüman toplum demek mümkün değildir. Hele hele İslam Müslüman toplumu demek kesinlikle mümkün değildir. Bektaşi’nin hesabı kelimeyi şahadet getiren her milletten her ırktan her cinsiyetten her renkten insana İslam demek mümkündür. Ancak o insana Müslüman diyebilmek için İslamiyet’in beş ana şartına diğer şartları ve farzlarına kesinlikle inanıp uyması, uygulaması şarttır. Bu yüzden İslam başka Müslüman başka Mürai başkadır diye vurguluyorum. Buna ilaveten her dinde olduğu gibi İslam Toplumu içinde de ortalığı karıştırmak isteyen bunun için fitne ve fesat denilen yolları kullanan münafık denilen bir grup daha vardır ki bunlar da bir nevi Mürai olup oldukça tehlikelidir. Toplum olarak Mürailere ve Münafıklara dikkat etmeli onları etkisiz hale getirip kale almayarak onlara aldanmayarak dinimizi milletimiz için kısacası toplumumuz için tehlike olmaktan çıkartmalıyız. Şurası bir gerçektir ki toplum olarak ne olduğumuzu bilmeli, bilinçlenmeliyiz. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ve Türk Milletinin mensubu olduğumuzu unutmamalı, bunu en önde tutup bize ne olduğumuz sorulduğunda önce Türk olduğumuzu dile getirmeliyiz. Din olarak da İslam dini mensubu olduğumuzu ancak İslam ve Müslüman’ız diyebilmemiz için İslam’ın beş ana şartını diğer şart ve farzlarını eksiksiz kabul edip yerine getirmek zorunda olduğumuzu unutmamalıyız. Kısacası Türk başka, İslam Türk başka, Müslüman başka tabirlerdir. Bunlarda hangisinin bizi kapsadığını iyi bilmeli ve kendimiz için bu tabirleri yerinde kullanmalıyız. Aksi takdirde cehaletimiz veya menfaat veya çıkar uğruna kasıtlı beyanlarda bulunduğumuz söz konusu demektir.

Konuyu biraz daha irdelemek istersek şunu özellikle vurgulamamız gerekir. Kelime tabiriyle Müslüman inanmış bir dini dinin kaidelerini gerçek olarak kabul edip ona inanmış demektir. Unutmayalım ki İslamiyet öncesinde Yahudi ve Hristiyan toplumların putperestlerle ayrımını ortaya koymak içinde semavi dinlere mensup olanlara Müslümanlar dendiği olmuştur. Oysa Hz. Muhammed’in ortaya koyduğu dinimizin adı İslamiyet’tir. Bu din, dinler tarihinde İslamiyet olarak zikredilmektedir. Başlangıçta Hz. Muhammed’in getirdiği kuran ve kaidelere göre tek tip olan İslamiyet ondan sonraki dönemlerde mezhep denilen ayrılıklarla uygulamalar açısından farklılıklar göstermiş bununla da kalınmamış tarikat ve cemaat denilen kitlesel bölünmelerin ibadet ve uygulamalar açısından yarattığı ayrılıklarla birbirinde farklı görünümler ve uygulamalar göstermeye başlanmıştır. Bir de bunlarda menfaat ve gösteriş için abartılara gidilince mürailik denilen olay tüm İslamiyet sahasını kaplamış kimin gerçek mümin ve İslam olduğu kimin mürailik yaptığı anlaşılması zor hale gelmiştir. Bize düşen hadislerden çok kuran ayetlerini esas alıp ibadet ve yaşantılarımızı onlara uygun olarak gerçekleştirmektir. Çünkü dinimizin direği ve yüreği Kuran-ı Kerim’in ayetleri ve hükümleridir. Peygamberimizin sahih hadisleri ondan sonra gelmektedir ve gelmelidir. Kabaca gerçek İslam budur. Müraileri gerçek İslam bireylerden ayırmalı onlardan uzak durmalıyız. İslamlık başka mürailik başkadır.

 

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.