banner1

BİST
ALTIN
DOLAR
STERLİN
EURO

Ülkemizde Mustafa Kemal’i hedef seçmeyi onu başarısız göstermeyi kendilerine görev edinen bir kısım vatandaşımıza göre Mustafa Kemal Paşa Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmak için büyük çaba ve çalışma gösteren bir insan olmaktan ziyade tesadüflerden istifade eden bir şahsiyettir. Bu fikirlerini halkımıza da kabul ettirmek için 1. Dünya harbi sırasında Osmanlı askeri şahsiyetlerinin bir kısım başarılı komutanlarını da övmeyi onları yüceltip başarılarını kahramanlıklarını dile getirerek Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı öncesi ve sırasında göstermiş olduğu bütün çaba ve çalışmaları herkesin yaptığı bir iş olarak göstermeye yönelmişlerdir.

Bunun için Birinci Dünya harbinin farklı cephelerinde başarılar göstermiş bir takım Osmanlı komutanlarını da bu yeni çalışmalarında konu edinip güya onları överek Atatürk’ün başarılarını olağan faaliyetler olarak görmeye ve göstermeye yönelmişlerdir. Nitekim bu konuda Kut’ül Amare zaferinin komutanını ve Medine Müdafaası komutanını da bu amaçla övmeye ve yüceltmeye yönelmişlerdir. Böyle yaparak Atatürk’ün Türk savaş tarihinin Türk siyaset tarihinin Türk demokrasi tarihinin yetiştirdiği ender bir şahsiyet olmadığını Türk tarihinde onun benzeri pek çok değerli insanın bulunduğunu bu nedenle Atatürk’ün abartılmadan normal bir şahsiyet olarak değerlenmesi gerektiğini ispata yöneldiklerini görmekteyiz. Nitekim bu amaçla Fahrettin Paşa’yı da kullananların onu anlatımla Mustafa Kemal’le denk görmeye ve göstermeye yöneldiklerini de görebiliriz.

Bütün bunlardan sonra Atatürk’ü değersizleştirmek isteyenlerin Osmanlıcıların yeni Osmanlıcıları Atatürk’le kıyaslamaya yöneldikleri Fahrettin paşanın geçmiş hayatını irdelemek amacıyla genel ansiklopedilere tarihi kaynaklara internet bilgilerine baktığımızda Fahrettin paşa hakkında dile getirilen şu bilgilere rastlarız:

 “93 harbi” olarak bilinen 1876’daki Osmanlı – Rus Savaşı’ndan sonra ailesi ile birlikte İstanbul’a gelen paşa, 1888’de Harp Okulu’nu, 1891’de “erkân-ı Harbiye’yi “ yani Harp Akademisi’ni bitirip kurmay yüzbaşı olarak orduya katıldı.

Balkan Savaşı’nda vazife yaptığı çatalca savunmasında ki başarısıyla Edirne’nin Bulgarlardan geri alınmasında önemli rol oynadı. Birinci Dünya Savaşı’na girildiği zaman albay rütbesiyle dördüncü ordu’nun 12. kolordu kumandanı olarak Musul’da vazife yapan Fahreddin Paşa, 1914’te tuğgeneralliğe terfi etti. Dördüncü ordu komutanlığı vekilliğine getirilen paşa, Urfa, Zeytun, Haçin ve Musadağı ermeni isyanlarını bastırmakla görevlendirildi.

Türk askeri, Birinci Dünya Savaşı’nda Galiçya cephesinden, Mısır’a ve Filistin’e, yani kanal cephesine Erzurum – Kars cephesinden Çanakkale ve Irak cephesine kadar imparatorluğun her tarafında silah, teçhizat eksikliğine rağmen kahramanca çarpışıyordu. Birinci Dünya Savaşı’nın bu hareketli günlerinde, Osmanlının yedi düvelle boğuştuğu sırada İngilizler, Arapları çil çil altınlarla satın almış ve İngilizlerle işbirliği yapan Araplar, Mekke şerifi Hüseyin’in komutasında Türk ordusunu Mehmetçiği, dindaşlarını arkadan kalleşçe vurmaya başladılar. İstanbul’a Mekke şerifi Hüseyin’in isyan ettiği haberi ulaştı. İsyan haberi üzerine dördüncü ordu kumandanı cemal paşa, 28 Mayıs 1916’da Fahreddin Paşa’yı Medine’ye gönderdi.

Fahreddin paşa, Medine’ye ulaştıktan sonra şerif Hüseyin ve dört oğlu, 3 Haziran 1916’da Medine çevresindeki demiryolunu ve telgraf hatlarını tahrip edip isyanı başlattılar. 5 ve 6 Haziran gecesi Medine karakollarına saldıran şerif Hüseyin’in güçlerini Fahreddin Paşa, geri püskürttü. Asilerin başlangıçta sayları 50 bin kişiydi, bütün hicaz bölgesindeki Türk askerinin sayısı ise 15 bin civarındaydı. biriali ve birimâşi mevkilerindeki asileri yenilgiye uğratan Fahreddin paşa, yeni birlikleri takviye edilmiş hicaz kuvve-i seferiyyesi kumandanlığı’na tayin edildi.

Medine’de bulunduğu sürece adaletten ayrılmayan ve yerli halkı küstürmemeye çalışan Fahreddin paşa, özel bir komite kurmuştu. Komitenin müsaadesi olmadan herhangi bina askeri maksatla yıkılmıyor veya istimlâk edilmiyordu. Binanın kıymeti takdir edilip mülk sahibine temyiz için sekiz gün süre veriliyordu. Binanın bedelleri şerriye mahkemesi ve şehir binalar komisyon’undan alınıyordu. Göçmenlerin evleri kilitli tutuluyor ve eşyalarına zarar verilmiyordu. Ayrıca halktan ciddi bir vergi alınmıyordu. Fahreddin paşa, tarım alanlarına ve Medine hurmalıkları’na hiç zarar verdirtmedi. El – ayun ve el – avali bölgelerinde ki tarlalara ve hurmalıklara büyük itina gösterdi, ayrıca 6 ton buğday ektirdi. Kısacası yöre halkı ile bütünleşmesini bildi. Devam edecek…

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.