banner1

BİST
ALTIN
DOLAR
STERLİN
EURO

Amerikan Arkeoloji Enstitüsünün Archaelogy Dergisinin son sayısında Türkiye’deki kazılarla ilgili geniş bir yazı yer alıyordu. Bu yazıyı Oxford Şarh Enstitüsünden Dr. Gareth Darbyshıre, anıtlar ve müzeler Genel Müdürlüğünden Dr. Levend Vardar kaleme almıştı. Bu iki uzmana göre bugün Yozgat, Ankara, Eskişehir, Çankırı illerinin bulunduğu bölge antik çağda Galatya diye adlandırılıyordu. Anadolu Helenistik krallarından birisi ordusunu güçlendirmek için (Tarihi gerçeklere göre Bergama kralı Aümenesbir bu Galatları getirmiştir.) paralı asker tutmak istemiştir. Paralı asker olmak isteyen Keltler Anadolu’ya 2000 arabayla 20 bin kişilik bir nüfusla geldiler. Avrupa’da kendilerine Kelt denilen bu göçmenler Keltçede savaşçı kabilelere verilen ad olan Galat ismini alarak Anadolu’da yerleşmiş oldular. Helenistik krallıklar döneminde pek çok savaş ve olayda yer almalarına rağmen devlet kuramadılar zamanla eriyip gittiler.

Arkeologların yaptığı kazılardan çıkan bulgulara göre Galatlar kerpiç evlerde yaşıyorlardı. Ama kamuya ait binaları kesme taşlardan inşa ediyorlardı Kazılarda arkeologlar Avrupa’da kullanılan yani Avrupa’daki Keltlerin kullandığı ikiyüzlü Tanrılı Janus’un figürlerine de bu bölgede rastladılar. Ancak Galatları Kelt olduklarını belirleyen en önemli en açık bulgular ortaya çıkarılan boynu kırılmış ya da kafası uçurulmuş çocuk veya yetişkin kurbanlarının iskelet kalıntıları olmuştur. Tabi sadece insan kemikleri değil hayvan kemikleri de bulunmuş hayvanların da kurban edildiği belirlenmiştir. Keltlerin kutsal ayinlerinde insan kurban etmelerine ölüm halindeki insanların gelecekten haber verebileceğine dair inanışları sebep olmuştur. Oysa aynı dönemde diğer Anadolu kavim ve uygarlıklarında insan kurban etme sistemi söz konusu bile değildi. ABD’deki Ball devlet üniversitesinden Kelt Prehistoryası uzmanı Dr. Ronald Hicks son bulgularla Keltlerin Gordionda yerleşik düzene geçtiğini söylemiştir. Hicks’e göre Romalıların Keltlerden en büyük şikayetleri insan kurban etmeye devam etmeleriydi. Romalılara göre Galatlar savaş meydanlarında erkeklerin başını koparırlar, hasımlarının başlarını alıp götürürlerdi.

Bundan amaçlarıysa evde arkadaşlarına göstermek övünmek içindi hatta bunun için kafaları kemerlerine takarlardı. Bu özellikleriyle İskitlerin küçülmüş kafatası derileriyle kemerlerini ve atlarının koşumlarını süslemelerini aynen tekrarlamaktaydılar. Öyleyse Keltlerle İskitler arasında yakınlık inkar edilemez bir gerçekti. Bu bilgileri esas alınırsa Anadolu’da ilk çağda Almanların atası Keltler yaşamış kültür eserleri bırakmışlardır demek yanlış olmamalıdır.

Bu durum aynı bölgedeki Kırşehir’e bağlı Kaman ilçesinin Bandırma’nın kardeş kenti olan isim benzerliğini açıklamada kolaylık getireceği ortadadır. Yani Anadolu’daki Kaman ilçesi adını Galatlardan Keltlerden alıyor olabilir. Bu gerçek olsa da olmasa da Bandırma’nın kardeş kenti Kamen ismi Alman Türk beraberliğini münasebet mevcutluğunu ortaya koyar bir durum arz ettirir. Çünkü Avrupa’da bilhassa Doğu Avrupa’da birkaç Kamen isimli yerleşim daha mevcuttur. Gerek buralardaki Kamen’ler gerek bizdeki Kaman Kelt Türk dolayısıyla Alman Türk münasebet ve beraberliğinin onomastik delili olarak karşımızdadırlar. Bu arada şu hatırasal bilgilerimi de zikretmeden geçemeyeceğim. Yaklaşık 10 yıl görev yaptığım Bandırma Ş.M.G. Lisesi’nde görevli iken bu lisenin Almanya’ya düzenlediği bir öğrenci gezisine katılmıştım. Bandırmamızın kardeş kenti Kamen kentine ait bizdeki lise düzeyine denk bir eğitim kurumu olması dolayısıyla kabaca Kamen Lisesi diyebileceğim, Ş.M.G. Lisesinin kardeş okulu olan okulun daveti üzerine gerçekleşen bu gezi de kamen Kamen kenti ve çevresindeki pek çok şehirler bizlere gezdirilmişti. Yer olarak hatırımdan çıkmıştı ancak hatırladığım kadarıyla Almanya’nın eski dönemlerinden günümüze geçirdiği yaşam evrelerini gözler önüne seren mekanların meskenlerin eski halleriyle canlandırıldığı bir arada sergilendiği kampus şeklinde bir müzeydi.

Bu müzeye girdiğimizde müzeyi gezdirmekle görevli rehber kişinin giyimi ve bil hassa ayağına giydiği ağaç oyma terlik biçimi ayakkabıları dikkatimi çekmişti. Ne yalan söyleyeyim dikkatimi çekmesi bana yabancı gelmesinden değil tanıdık gelmesindendi. Çünkü bu ayakkabılar bana halkımızın kullandığı bir nevi ilkel ayakkabı diyebileceğimiz halk tarafından takunya adıyla anılan ve kullanılan ayakkabıları hatırlatmıştı.

Hatta içimden Almanlar takunyayı yıllar önce daha kullanışlı daha emek sarf ederek yapılmış bir halde kullanmışlar demek gelmişti. Gerçi bizde banyolarda hamamlarda kullanılmak üzere daha fazla işçilikle daha fazla bezemelerle yapılmış nalın denilen takunyalar yok değildi ama bu ağaç ayakkabıyı bizdeki takunyalardan ayıran yön üzerinde hiç çivi tasma gibi ek malzemeler bulunmamasıydı. Devam edecek…

 

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.