banner1

BİST
ALTIN
DOLAR
STERLİN
EURO

 

Dışarıda yine yağmur yağıyor. Nedense sevemiyorum karanlıklar içerisinde yağan yağmurları. Benim gibi emekli öğretmen Ali Bey de sevmezmiş. Zira yarı sakat haliyle zor olurmuş böyle günlerde yürümek…

Ülkede sayamayacağımız kadar sorun varken, “ Hep beraber ıslandık yağan yağmurlarda” şarkı dizlerini dillerinden düşürmeyen politikacıların memleketinde “ YAĞMUR” da sorun olup, sorunlu ülkenin sorun listesindeki sıralamanın ön saflarında yerini alıvermiş. Politikacılarımıza göre, “ Milletimizin gücü” bazılarına göre, “ devletimizin gücü” Başkan denilen siyasiler ( sınıfsal olarak dışlanmış olanlar) göre ise, “ Bütün ekiplerimizin var gücü çalışması ile tüm sorunların üstesinden gelmeye yeterli” sözlerini o kadar çok işittik ki… 

Bir sabah sıcak yatağınızdan kalkar evinizin üç beş adım ötesindeki büfeye ekmek almak niyetlenir, uyku mahmurluğu ile kapınızın önünde caddeden gelen kanalizasyon atıklarına dalıverirsiniz. Ve evinizden çıkıp üç-beş adım ötedeki büfeye gitme olağanınız kalmadığı için her şeyin üstesinden gelineceğini söyleyen, yaptıkları çalışmalarla övünenlere içinizden en güzel sözcükleri sıralarsınız!

Bilmem “ Yağmurdan Önce” filmini gördünüz mü? Filmin başrol oyuncusu Alexander, Bosna’da gördüğü vahşetten sonra da fazla Londra’da tutunamayacağını anlar. Doğduğu topraklarda kan gövdeyi götürürken Londra’da yaşamaya katlanamaz. Niye gittiğini soran sevgilisine, “ Ölmeye” yanıtını verir. “ Taraf olmayız” der. Şu ya da bu gruptan yana değil, hayattan yana.

Alexendar, bir öfke selinin ortasında kurulmuş olan köyüne döner. Ve bir süre sonra da o selin kurbanı olur. Son nefesinde başucundakilere gökyüzündeki bulutları işaret edip “ Yağmur Geliyor” diye fısıldar. Senaryodaki bu bölümdeki ölümü getiren yağmur, bir başka sahnede hayatın müjdecisi olur.

Yağmur, bazen hayatın müjdecisi, bazen de insanoğlunun kâbusu olabiliyor. İşte 15 dakikalık şiddetli bir yağmur Bandırma’yı bakın ne hale getirdi… Bazılarına göre “ Yağmur” bereket sayılır. Ama gelin görün ki, Bandırma için “ Yağmur” felaket sayılmaya başlandı. Artık yerel yönetimin bir şeyler yapması gerekir. Şehrin bazı yerlerine tonozlar mı yapacak, sel sularının şiddetli aktığı alanların belirli yerlerine suyu toplayıcı set havuzları mı oluşturacak, kısacası her yağmurda harabeye dönen yollarımızla, esnafın çektiği çileye son verecek önlemler alınması şart olmuştur. Geçmiş dönemin günahlarını, SEVABA çevirmek bize düşer. Bendenize kalırsa Kent Meclisi ve Belediye Meclisi bu konuda bir araştırma yapıp, sağlıklı proje üreterek, yağmurların korkulu rüyasından Bandırma halkını kurtarmalıdır.

Evet, sohbetimizin bazıları için sıkıcı olduğunu varsayarsak, sohbetimize biraz mizah katalım:

Vaktiyle Katolik ülkelerin köylerinde de havalar kurak gittiği zaman, yağmurlar çoğaldığında da yağmurlar azalsın diye dua etmeye çıkılırmış. Bizde de yağmur duasına çıkıldığı gibi. Neyse, bir gün köyün birinin kilisesinde alınan bir karardan sonra, ertesi sabah hep birlikte yağmur duasına çıkılmış.

Ve Papaz azarlamaya başlamış cemaati:

_ Sizin inancınız da, imanınızın da bu kadar çürük olması; korkarım ki gücüne gidecek Tanrı’nın.

Hani nerede şemsiyeleriniz? Hiçbiriniz şemsiye ile gelmemişsiniz.

Kim bilir, belki de yağmur duasına şemsiyeli çıkıldığından bu kadar yağmur afatı oluyor. Gerektiğinde bizler yine de şemsiyesiz çıkalım yağmur duasına. Zaten Bandırma’da şemsiye kullanma da büyük sorun ya!

Çetin Altan’dan aldığım fıkravari bir alıntı ile yazılı sohbetimizi bitirirken, “ yağmur yağıyor, seller akıyor, Arap Kızı camdan bakıyor…” demeye getirerek şimdilik Esen Kalın. 

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.