banner1

BİST
ALTIN
DOLAR
STERLİN
EURO

 

Şöyle kafa ütülemeye kalkmadan, herkesin hukukçu, herkesin demokrat kesildiği bir dönemde bazı zamazingo konulara hiç bulaşmadan, herkesin hoşuna gidecek yazılı sohbet yapmak hiç de kolay değil. Dokunulmazlığımız yok ki, siyasi militerler gibi ağzımıza geleni her şeyi kusuverelim. Siyasi erke yakınlığımız da yok. Olmuşsa olmuş, bana ne, demeye de kalemimiz razı gelmiyor, hal böyle olunca da bazı şeyleri teğet geçerek kafa ütülemenin basit örneklemesini yapmaya çalışıyorum…

Mesela düşünüyorum; niye sadece Müslüman ülkeler karışık? Müslüman, Müslüman hani kardeşiydi? Saltanat ve koltuk aşkı Müslüman liderlere özgü bir şey mi? Vatan, neredeyse elden gidiyorken kahramanlık türküleri söylüyoruz. Neden?

Düşünüyorum.

Şöyle bir tarihimize bakıyorum da, ne olmuşsa, olmuşlar, olmuş…

Örneğin; 1687’de tahta çıkan padişah 2. Süleyman, o sırada 45 yaşındaydı. 6 yaşından beri, her an ağabeyi Avcı 4. Mehmet tarafından boğdurulma korkusuyla yaşamıştı.

Şehzadeliğin ve saltanatın bedeli…

2. Süleyman tahta çıktığı zaman da, başına gelmedik kalmadı.

Babası Deli İbrahim ile ağabeyi Avcı Mehmet’i devirmiş olan Yeniçeriler; yine kazan kaldırıp, ayaklanırlar.

Osmanlı geleneğine göre tahta çıkan her yeni padişahın Yeniçerilere dolgunca bir para, “ Ulufe” dağıtması gerekiyordu. 2. Süleyman bu geleneğe uymamış, yeniçerilere hiçbir şey dağıtamamıştı. Zira hazine tamtakırdı, padişahta metelik yoktu. Kazan kaldıran Yeniçeriler, İstanbul’u yağma etmekle tehdit ettiler. Sadrazam Siyavuş Paşa yalvar yakar oldu ama sözünü bir türlü dinletemedi. Sonunda, saraydaki değerli eşyalar satılarak para elde edildi ve dağıtıldı. Ama Yeniçeriler dağıtılan “ Ulufeyi” az bulmuşlardı.

Devletin önde gelen kişileri toplandılar. İstanbul’daki zenginlerin Saray’a yardım ederek, ayaklanmayı bastırmakta kendilerine yardımcı olmalarını karara bağlandılar.

Yeniçeriler bunu duyunca:

_ Padişahın zenginlerden bizim için para istemesine gerek yok. Biz gider alırız onlardan istediğimizi, dediler.

Ve bir yağma başladı İstanbul’da.

Bu arada sadrazam Siyavuş Paşa’yı da linç ettiler; nesi var nesi yoksa her şeyi talan ettiler. Halk ne yapacağını şaşırmıştı. Sonunda Sancak-ı Şerif altında toplanarak, zorbalarla sokak sokak, mahalle mahalle dövüşe girişildi.

Sonra, ne mi oldu?

Hiiç.

Şimdi “ demokratik” kazanım elde etme uydurmacılığı ile devam eden iç savaşlar, tarihsel süreçte de anlattığımız şekilde tezahür etmiş.

Her gün şehit haberleri dinlemek, ardından “ Vatan sağ olsun” “ Şehitler ölmez vatan bölünmez” gibi yapmacık sözleri duya duya artık kanıksadık.

Kısacası herkes Müslüman ama Müslüman, Müslüman’ı öldürüyor. Herkes demokrat ama demokratik kavgalar hiç bitmiyor. Düşünüyorum da bu kadar kafa ütülemek yeter diyorum. Nasıl olsa kavgalar da, vatan sağ olsun diyenler de bitmeyecek…

Ve, Bizim Temel ile Dursun dargınlaşmışlar.

Bayramda Müslüman olmanın görevi olan dargınların barışması istemi nedeniyle bir araya gelip bayramlaşmışlar.

Dursun demiş ki:

_ Ula Temel, seni sana dargun iken rüyamda gördüm!

_ Haydır inşallah, deh bakalım nasıl gördün?

_ Sen öldin, seni gömdüler, mezarında ot bitti, bizim sarı inek otları yedi, sonra da ahıra gidip pisledi... Baktum çok değişmişsun!

Temel, Dursun’un laf sokuşturduğunu anlar. Ona Temel derler, geri mi kalacak, hemen söze girivermiş:

_ Ula Dursun, ben de seni rüyamda gördüm, sende ölmüşsin, mezara koymuşlar, mezarın üstünde otlar bitmiş, geldi bizim Kara İnek onlar yedu, oradan ahıra gidip pisledi…

Baktum, hiç değişmemişsun!

Evet, bu fıkramızla da, o kadar kafa ütüledikten sonra, kolay olmayan, söylemekten çekindiğimiz her şey için, teğet geçme numarası olarak görüverin. 

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.