banner1

BİST
ALTIN
DOLAR
STERLİN
EURO

 

Bu koyu mutlaki idare de toplumun sesini duyuracak yahut toplumla-Kaan arasında ilişki kurulmasına vesile olabilecek tek kurum veya kuruluş Kurultay denilen oluşumdur. Kurultay denilen, bu oluşum ülkedeki Bey denilen yöneticilerle, Kabile Başkanlarının, Askeri Komutanları oluşturduğu büyük bir meclistir. Bu kuruluşun işbaşındaki Kaan’a danışma meclisi gibi görev yaptığını ancak bu görevi de işbaşındaki Kaan’ın savaş, barış yapmak, göç etmek gibi toplumu temelden sarsacak olgular konusunda akıl danışma ihtiyacı duyulduğunda oluşturulduğunu söylememiz daha yerinde olacak bir davranıştır. İslam dini kabul edildikten sonra Türk Devletlerinin, Türk Toplumlarının yönetimi yine mutlaki olmayı sürdürmüştür. Ancak bazı anlayış değişiklikleri meydana gelmiştir. Artık eskiden sadece Tanrı’nın yeryüzünde temsilcisi olup bütün icraatları onun Burada şunu da söylememiz yerinde olur düşüncesindeyim. Yukarıda izah ettiğim nedenlerle milletimizin esas rejimi olan Mutlakıyetin gelmesinde ve Türklerin devamlı idari sistemi olmasında dinin, dinsel faaliyetlerin kaidelerinde etkisi olduğu muhakkaktır. Çünkü yukarıda belirttiğim sebeplerle Türk toplumunda lider durumuna gelen şahsiyetlerin insanüstü kuvvetlere sahip olduğuna da inanılma durumu söz konusu olmuştur. Toplum başındaki liderin insanüstü yönleri olduğuna inanmaya başlayınca bu lideri ve mensubu bulunduğu aileyi yani hanedanı tanrı ile alakalı, tanrının en yakını bu sebeple tanrının bazı özelliklerini taşıyan kişiler olduğuna inanmaya yönelmiş ve inanmıştır. İşte toplumların bu yoldaki inanışları Türk toplumu liderlerini tanrılaştırmış, iş başındaki Kaanları, Padişahları tanrının temsilcisi durumuna getirmiştir. Bu nedenledir ki Büyük Göktürk Kaanlarına, Tanrıkut denmesi pek de yadırganacak bir lakap olmamıştır. Çünkü Türk toplumu yani Hunlar onun tanrı tarafından seçilip kendilerine yönetici olarak tayin edildiğine inanmaktadırlar. Bu nedenle de tanrının kutsadığı, tanrı gibi kutsal anlamına gelen Tanrıkut lakabıyla adlandırmaları hiç de anormal bir durum değildir. Zaten İslamiyet veyahut Semavi dinlerden birisi kabul edilene kadar Türk Toplumunun ulusal dini olan Göktanrı dinine göre baştaki yöneticilerin Tanrı tarafından seçilmiş kişiler olduğu, Kaanların ve onun ailesi olan hanedanın Tanrı’nın seçtiği kutsal kişiler olduğu felsefesi taşıdığı bilinmektedir. Bu nedenledir ki Büyük Hunlarda, Batı Hunlarında, Avrupa Hunlarında, Topalarda, Şatolarda, Avarlarda, Göktürklerde, Uygurlarda daha burada ismini zikretmediğimiz pek çok Türk devletinde işbaşındaki mutlak yönetici ve ailesi hep kutsal sayılmışlar hatta onların bu kutsallığı nedeniyle kanının akıtılarak öldürülmesi bile kesin olarak yasaklanmıştır. Bu nedenledir ki Türk devletlerinde devlete ve işbaşındaki Hakan’a karşı suç işleyen hanedan mensupları kesici aletle yahut delici aletle öldürülerek hayatlarına son verilmemiş hanedana mensup bireyler kendi yaylarının kirişi ile boğularak öldürülmüşlerdir. Bu durum gösterir ki biz Türklerdeki Mutlaki rejimin ilk başlangıçtan itibaren teokratik bir özelliği de vardır. Bu durum belki de ilk liderlerin pek çoğunun kam, şaman denilen din adamları büyücü sınıfından çıkmış olmasındandır. Öyle veya böyle İslamiyet’e gelene kadar yani Türklerin İslamiyet’i kabulüne kadar tüm Türk toplumları mutlaka kayıtsız şartsız her dediği hüküm veya kanun olan Kaanlarca yönetilmişlerdir.

adına yaptığına inanılan Kaanlar veya Hakanlar İslamiyet’ten sonra Hz. Muhammet adına onu temsil edenlerin istekleri doğrultusunda icraatlar yapmaya yönelmek durumunda kalmışlardır. Eskiden yönetim esnasında uydukları Türk ananeleri ve gelenekleri yavaş yavaş yerini şeriat denilen kurallara bırakmaya başlamışlardır. Bir başka deyişle eskiden sadece kendi istek ve arzuları, bir de kendiden önce yönetimde bulunanların yıllarca yönetim uygulamasında kullana kullana gelenekleştirdiği kuralları icraatlarında esas kabul eden Kaan veya Hakanlar İslamiyet’in kabulünden sonra tutum değiştirmek zorunda kalmışlardır. Bu değişiklik sonucu meydana gelen yeni tutumları örf ve adetlerin yanında Kuran hükümlerinin, hadislerin getirdiği zorlama ve yasakları icraatlarına esas kabul etmek şeklinde gerçekleşmiştir. Daha geniş bir tabirle İslamiyet’in kabulünden sonra mutlak yöneticilerin tebaa üzerindeki hakları, Kuran hükümleri ve hadislerle bazı sınırlandırmalara uğramış daralmıştır. Eskiden kendilerine kendilerinden başka emir verebilecek yetkide hiçbir makam ve kişi bulunmazken İslamiyet’in kabulünden sonra kendilerine halife denilen Hz. Muhammet’in vekili durumundaki kişilerden emir almaya, hatta yönetici olabilmek için şeklen onlardan yetki nameler almaya mecbur kalmaya başlamışlardır. İşte bu nedenledir ki Türk-İslam Devletlerinde kendini gösteren mutlaki rejim biraz da teokratik mutlakiyet şeklinde yaşam bulmuştur. Nitekim Büyük Selçuklu Devleti, Karahanlı Devleti, Gazneli Devleti, Selçuklu Devletinin dağılmasıyla oluşan Anadolu Selçukluları, Suriye-Irak Selçukluları, Kirman-İran Selçukluları, Harzemşahlar, Atabeylikler, Eyyübiler, Memluklular, Akşitler, Alebiler hep bu tür Türk Devletleri olup bunlardaki mutlakiyetler hep bu tür teokratik mutlakiyet olmuştur. Yani bu devletlerde işbaşındaki Kaanlar, Sultanlar devletlerini İslam dini kaideleri kendi örf ve gelenekleri tabii işbaşındaki Hakan’ın görüşleri esas olmak üzere yönetirler. Ancak Ortadoğu’da bulunan Sünni İslam Halifesini dini açıdan büyük tanır işbaşına geçmesini onun kabul etmesiyle onaylatırlardı. Gerçi bu sade Türk Devletlerine has bir durum değildi. Asya’daki tüm İslam Devletleri için geçerli olan bir durumdu. Osmanlı’lara gelene kadar aşağı yukarı bu durum sürmüş olsa bile Büyük Türk Moğol İmparatorluğu ortaya çıkıp Asya, Avrupa sahasında büyük topraklara sahip olunca Türk dünyası açısından köklü bir değişiklik olmuştur. Çünkü bu dönemde bağımsız Türk Devleti kalmamış, tamamı bu yeni devlete yani Türk Moğol İmparatorluğuna bir başka adıyla Cengiz İmparatorluğuna dağıl olmuştur. Bunun istisnası sayılabilecek tek Türk Devleti Mısır’daki Memluk Devleti oluştur. Bu devlet, bu dönemde Türklüğün bağımsızlığını temsil ettiği gibi aynı zamanda Moğolların yıktığı Abbasi halifelik sistemini Mısır’da dirilterek tekrar ayaklandıran bu nedenle de İslam dünyasının bağımsız Türk Devleti olduğu gibi bağımsız İslam Devleti olma özelliğini taşıyan devlette olmuştur. Cengiz İmparatorluğunun Türk Moğol İmparatorluğu adını taşıması kurucusu olan Moğollardan daha fazla Türk nüfusa hakim bir imparatorluk olup ordusunda büyük Türk kitlelerinin bulunmasıdır. Üstelik Moğol töreleriyle, Türk töreleri birlikte bu devletin yönetim sisteminde kullanıldığından ordularında Türk teşkilatlarının kullanılmasından bu devlete bu ad verilmesi hiç de yadırganmamıştır. Bu nedenle Türk dünyası bu devleti de kendi devleti kabul etmiştir. Üstelik bu devleti kurup bu devletin hanedanı olan Cengiz Hanedanı da Türk olup bu konuda farklı iddialar olsa bile Türk olma hakikati daha baskın olan bir hanedandır. Türk Moğol İmparatorluğu kurulana kadar Türk Devletlerinin başına geçen yöneticiler soylarını mutlaka Oğuz Han yani Mete Han soyuna bağlayıp o soydan gelmeye dayanarak Kaan olma hakkını taşıdıklarını iddia etmişlerdir. Ancak Türk-Moğol imparatorluğunun kuruluşundan sonra artık Türk dünyasına, Türk-İslam dünyasına ait bir devletin başına mutlaki yönetici olmak durumunda olanlar soylarını Cengiz Han soyuna dayandırmaya da yönelmişlerdir. Bu nedenle Türk dünyasındaki hanedanlar iki gruba ayrılmış, Oğuz Han neslinden olan hanedanlar, Cengiz Han neslinden olan hanedanlar olmak üzere farklı bölgelerde, farklı mutlaki krallıklar görülmüş ve yaşamıştır. 

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.