Türk milleti olarak Mart ayının 21’ini Nevruz bayramı olarak kabul eder ve kutlamalarla değerlendiririz. Bu bayramların aslında yeryüzünde ilk varoluşumuzdan ve bu varoluşla birlikte başlayan çok Tanrılı tabiat dini veya Şamanizm dediğimiz dini kabul edişle başladığını da söylememiz mümkündür. Çünkü bir oranda Nevruz Bayramı dediğimiz bayram Türk milletinin tabiatın kıştan çıkıp ilkbahara dolayısıyla yaza geçmesinin başlamasını kutlamaktır.
Bir başka deyişle tabiatın atmosfer olarak güneşli günlere, ısınmaya başlaması ile buna bağlı olarak toprağın yeşerip yeşilliğe bürünmesini kutlamaktır. Zaten Nevruz dediğimiz bu bayram aslında atmosfer değişikliğini esas alan bir bayram olduğunu kendisine hazırlık olarak değerlendirilebilecek temsili icraat günleri ile de haber vererek gelmektedir. Çünkü toplumumuzda cemreler denilen ve dünyanın ana maddelerinin ısınmasını esas alan temsili ısınma günleri ile bu değişiklikleri kendi içinde değerlendirmiş önem verip adlandırmıştır.
Nitekim Nevruz öncesinde, birbirinden takribi birer hafta aralıkla dünyanın ana maddelerinin ısınmasını dile getiren cemreler denilen günler ifadesi söz konusudur. Toplumumuza göre Nevruz öncesi dönemde önce hava yani atmosfer ısınır, sonra sular ısınır ve en nihayet dünyanın taş kütlesini oluşturan kara yahut toprak dediğimiz kesim ısınır.
İşte Nevruz dediğimiz bayram bu üç haberciden sonra ortaya çıkar ve kutlanır. Bu olaydaki kutlamanın esası mitolojimizdeki yahut çevremizdeki mitolojilerde dile getirilen ifade ile toprak Tanrı’nın yeniden canlanması ifadesine dayanır. Biz Türklerde ve çevremizdeki doğu toplumlarında özellikle Anadolu’da ve orta Asya’da çok tanrılı tabiat dini veya Şamanizm dediğimiz din, topluma hâkimken yeryüzünde insanlar için nimetler yaratan bir tabiat tanrısı çoğunlukla tanrıçası olduğuna inanılırdı. Buna bazen güneş tanrısı veya tanrıçası denir, bazen ana tanrıça denir. Yine bu dinin ifadesine göre bazı mitolojilerde her kış mevsimi öncesinde bu tanrıça yahut tanrı ya kendi eşi olan tanrıyı öldürür yahut da kendisi ölür.
Eğer öldürülen eşi ise tabiat tanrısı ölen eşidir öldüren ana tanrıça güneş tanrıçasıdır. İşte bu ana tanrıçanın eşini öldürdüğü veya kendinin öldüğü gün bu Şamanist dine inanan tabiat tanrısı dinine inanan kitlelerde matem günü olarak değerlendirilir. Yine aynı inanç uyarınca 21 Mart tarihine denk gelen tarihte kış başında öldürülen tanrı veya ölen tanrıça tekrar canlanır bu tarihte söz konusu dine inananlarca bayram olarak kutlanır. İşte nevruz dediğimiz olay aslında biz Türklerce farklı dönemlerde farklı adlarla dile getirdiğimiz ana tabiat tanrıçasının canlandığı günün kutlanma tarihi olan tarihte gerçekleşmektedir.
Ancak bunun aksini ifade eden kaynaklarda vardır. Bilhassa Türk kültürü ile rekabet eden Türk uygarlığına rakip uygarlık mensupları veya Türk milletine rakip milletler bu bayramı kendilerine mal etme yolunda çalışmalar gösterebilmektedirler. Nitekim bu yolda Nevruzun Çin kökenli Arap kökenli bunlardan daha dikkat çekici olarak aslında Türklüğün bir alt kültür grubu olan Kürtlerin bir millet olarak Nevruza sahip çıktıklarını görmekteyiz. Onlara göre bu bayram kendilerine mal etmeye çalıştıkları Kava isimli bir kahramanın kendilerini zalimce yöneten Kral Dahhak’a başkaldırıp onu yenerek Kürt halkını özgürlüğe kavuşturmasının yıl dönümü olarak kutlanan bir bayramdır.
Ne var ki onların bu iddiaları İranlıların iddialarıyla karışmakta ve Gave isimli yahut Kava isimli kahramanın milliyeti farklı kimliklerle karşımıza çıkabilmektedir. Bu yüzdendir ki Nevruzun bu iddialara göre hangi ulusa aitliği meçhul duruma gelmektedir. Bunlara benzer bir iddiada yani Nevruz bayramını dinsel kökene değil sosyal veya siyasal kökene bağlayan bir iddia da biz Türkler tarafından ortaya atılmaktadır. Bu da ülkemizde son zamanlarda görülen siyasallaşmış politikleşmiş manasıyla anlaşılmaması gereken ismiyle Ergenekon olayına dayandırılan bir iddiadır. Bu iddia sahiplerine göre nevruz bayramı Türklerin Ergenekon’dan çıkışlarının kendi arasında her yıl bayram olarak kutlanmasından doğmuş bir bayramdır.
Bu iddia sahiplerine göre Türkler kavim olarak çevresindeki ulusları toplu saldırısıyla kıyıma uğratılmış bir rivayet bu kıyımdan sonra ağır yaralı kurtulan bir erkek şahsiyetin yardımına koşan, atıldığı bataklıktan onu çıkarıp Ergenekon denilen bölgeye götürüp olmayacak şey ama ona evlatlar veren bir dişi kurttan bahsedilir. Devam edecek…