NY: Evet. Öleceğini bilerek yaşayan tek canlı insan.
EA: Aynen. Hayatımızın içinde ölüm hep var ve bunu bilerek geldiğimiz zaman ölümle karşı karşıya geldiğimizde çok ağır tepkiler veriyoruz. Epicuros der ki; “Madem biz ölümü biliyoruz? Madem öleceğimizin farkındayız. O zaman aslında insana bir şey olmuyor. Bize bir şey olmuyor yani. Verdiğimiz tepkilerde buna yönelik olmalı. Çünkü farklı bir şey deneyimlemiyoruz.
NY: Aslında galiba biraz da bencilliğimizden korkuyoruz. Bir daha bizimle olamayacaklarını biliyoruz. Ama onların ne durumda olduğunu bilmiyoruz. Hani anne karnında bir bebeğin hayatı bitiyor. Yani anne karnında ölüyor aslında bebek. Değil mi?
EA: Aynen öyle.
NY: Dışarıda başka bir dünyayla tanışıyor oysa bebek… Ölüm de böyle. Bebek dünyaya geldiğinde ağlıyor/ poposuna vurulan şaplaklarla ağlatılıyor. Ama biz gülüyoruz.. Babamın arkadaşı ne dedi biliyor musun? Biz dünyaya geldiğimizde ağlarken, sevdiklerimiz gülüyor. Siz öyle bir hayat yaşayın ki; siz öldüğünüzde sevdikleriniz ağlasın, siz gülümseyin! Ne güzel bir söz değil mi?
EA: Evet …
NY: Bu yüzden her anın kıymetini bilerek yaşamalıyız.
EA: Aynen… Kitabımın ilk bölümünde kendi deneyimlerimi anlatıyorum. İkinci bölümü de var kitabın. Orada da ölüm için ne denmiş? Ölüm kavramı nedir? Geçmişten bugüne kadar neler deneyimlenmiş onunla ilgili? Aynı zamanda yas nedir? Filozoflardan yola çıkarak insan deneyimleri…Çünkü ölüm ve yas evrensel bir durum. Elisabeth Kubler Ross'un yas evrelerinden bahsettim. Bebeklerin, çocukların, ergenlerin ve yetişkinlerin yasa verdikleri tepkileri ile ilgili akademik bilgileri topladığım bilimsel araştırmalar yaptım. Ve yas süreçlerini biraz tanımladığım bölümler var. O yüzden ilk kısma biraz böyle ölüm travmaları ve kendi deneyimlerimden bahsederken bir motivasyon kitabı gibi olurken ikinci kısım da biraz da bilgilendirme amaçlı. Alana da hizmet etmek istedim bu anlamda.
NY: Geçenlerde Selma ile de konuştuk. Dedim ki ben hâlâ annem- babam için öldü diyemiyorum. Gitti diyorum dedim. Senin yas sürecin bitmemiş, öldü diyebilmen lazım dedi.
EA: Doğru çok doğru…
NY: Ne oluyor biliyor musun? Yanlışlıkla ağzımdan “öldü” diye kaçırdığım zaman vicdan azabı duyuyorum.
EA: Aslında o vicdan azabın hala kabule geçmediğin yani depresyon sürecinde kaldığın anlamına geliyor. Henüz tam olarak kabul edip artık olanı olduğu gibi kabul etmemen gibi algılayabiliriz. Ben yas ve kayıp terapilerinde de çalışıyorum, ergenlerle de çalışıyorum bu anlamda. Öldü demek çok kıymetli. Ve terapinin bir bacağıdır bu. Öldü. Yani mesela ölüm deriz. Öldü deriz. Gitti demeyiz. Uçtu demeyiz. Ya da cenaze demeyiz. Ölü deriz. Çünkü insanın bunu gerçekten anlayabilmesi için o kelimeyi tam olarak ifade edebilmesi gerekiyor.
NY: Tak tak tak vurmak gerekiyor.
EA: Evet. Aksi takdirde hiçbirimiz sevdiğimizin yanımızdan ayrılmasını kabul edemiyoruz. Hala onlar yanımızdaymış gibi davranmaya çalışıyoruz. Aslında onlar yanımızda belki içsel olarak. Ruhumuzda
NY: Ben mezara gittiğimde onlarla sohbet ediyorum.
EA: Evet bu çok önemli ve çok güzel mesela. Zaten kaçmamak lazım. Ölmüşlerimizi sürekli gidip ziyaret etmek, dualarını okumak, onlarla bir şekilde resimlerine bakarak konuşmak, onları yad etmek. Bu, sürecin içerisinde aslında bir terapi yöntemi. Hepsini yaşamamız gerekiyor.
NY: Evet. Ben aslında o dediğini yaptım biliyor musun? Yani o en kötü süreci biliyorsun ben kovid döneminde yaşadım. Dolayısıyla yalnız yaşadım. Hiçbir arkadaşım benimle beraber olamadı o süreçte.
EA: Çok acı.
NY: Evet o çok acı.
EA: Çünkü bir şey daha söylemek istiyorum Kişi yasını tek başına yaşayamaz. Sosyal bir varlık olduğumuz için.
NY: Ama kimse gelemedi. Sadece telefonlarla paylaşmaya çalıştılar. Dolayısıyla orada benim kurtarıcım ne oldu biliyor musun? Tam da senin söylediğin gibi fotoğraflar oldu. Annemlerin bütün fotoğraflarını aldım onları derledim, albümledim, işte gençliklerimden öldükleri “an”a kadarki tüm fotoğrafları. Bana çok iyi geldi biliyor musun?
EA: Çok iyi gelir. Çok iyi gelir. Çünkü onlarla bir şekilde iletişim kurmanın yoludur o. Tabii ki onlar bedensel olarak bambaşka bir yerdeler. Ya da işte artık yoklar ve artık öldüler. Neye inanıyorsak. Ancak şu var. Onlarla olan anılarımız, Onlarla olan duygusal/ fiziksel temasımız. Onların sözleri, Onların kokusu, Onların şarkıları Onların kıyafetleri zaman zaman… Hepsi bizim için hâlâ varlar. Evet. Dolayısıyla onlara bakış açımızı güzelleştirirsek…
NY: Onlar da orada rahat olurlar.
EA: Onlar da orada rahat olurlar anmak çok önemli.
NY: Söylemeden geçemeyeceğim, Sabun kokusunu seviyor musun?
EA: Çok seviyorum. Bayılıyorum ben sabun kokusuna
NY: Ben nefret ediyorum.
EA: Ben hala akıllanmamışım. Ben hâlâ çok seviyorum
NY: Sabun kokusundan nefret ediyorum. Neden biliyor musun? Ben diş hekimiyim ya. Fakültedeyken bu sabunlarla diş yapardık.
EA: Sana onu mu hatırlatıyor? Bana da en güzel, en değer verdiğim insanları uğurlama şansı verdiğini hatırlatıyor.
NY: Çok teşekkür ediyorum, sağ olasın ❤️
EA: Ben çok teşekkür ediyorum. Çok keyifli oldu. ❤️